Kaleden Kaleye Taş Ben Olaydım Hatırat (Yusuf Kartal)
1965 yılında Kayseri’de öğrencilik yıllarımdan kale içini, Kale içindeki terzileri, manavları, Cıngıllıoğlu Kolonyallarının dükkânı hatırlıyorum. Kalenin içinde bulunan dar ve dik merdivenlerde korkarak çıkardık kalenin burçlarına. Cumhuriyet Meydanı; tarihi saat kulesi, Hunat Hatun Camii, Camii Kebir, Kurşunlu Camii, İki Kapılı Bürüngüz Camii, ve eski valilik binası ve müze tüm ihtişamıyla karşımızda dururdu.
Kayseri’nin ve heybetli Erciyes’in seyrine doyum olmazdı. Eskiyen pantolonumuzun dizine, ceketimizi koluna yamalık yaptırmak için giderdik kale içindeki terzilere. Hafta sonu arkadaşlarımızla gittiğimiz Meydandaki Zümrüt Pastanesinin yaş pastasını ve Şıhaslan Fırının Ramazan pidesinin tadı hala damaklarımda kaldı.
Yıllar sonra Kayfed’in düzenlediği Üsküdar Belediye Başkanı ve Kayseri dernek başkanlarıyla Develi Gezimizden dönerken bir akşam üstü Memduh Büyükkılıç Başkanımızın izinleriyle müze haline gelen ve yeniden düzenlenen kale içini burçlarını gezdik. Gece kaleden Kayseri bir başka güzeldi. O eski Kapalıçarşı, Kayseri Lisesi, İmam Hatip Okulu, Gazipaşa İlkokulu, Kazancılar Çarşısı, 27 Mayıs Caddesi, Kiçikapu, Havuzlu Han, İstasyon, Kartal , Sivas Oteli, Alemdar/Taş/Büyük/ Demirspor Lokal sinemaları, İki kapılı caminin arkasındaki Şakir Büyükberberin kebapçı dükkanı ve tüm Kayseri canlandı hayalimde.
Nerdeyse yarım asrı geçti. Yusuf Kartal kardeşim o günlerde yaşayan biri. Tarihe bir not düşerek, iyiki kayıt altına almış. O günlere tanıklık ederek çok güzel bir hatırat çıkmış ortaya. Kayseri kültürümüz için önemli bir eser, geçmişe özlem duyanlar için önemli bir kaynak. Kalemine, emeğine ve yüreğine sağlık Yusuf bey kardeşim.
Önsözden:
1966 yılında, yani henüz beş yaşındayken başlar kalede hayatım. Babamın dükkânı orada olmasından dolayı beş yaşından on sekiz yaşına kadar kale içi ve etrafını tek tek hafızama kaydettim. Rahmetli ağabeyimiz Emir Kalkan’ın yaz bunları demesiyle, kale içi hatıralarımı yazmaya başladım. Kale içi geçmiş yıllarda Kayseri’nin sosyal hayatında unutulmaz günlerin yaşandığı, özgün karakterli insanların gün geçirdiği bir mekandı. Emir Kalkan burayla ilgili şahitliklerini yazmıştı. Benim yazdıklarım da bir başka pencereden aynı mekâna bakmayı deniyor.
Yazma serüvenimi destekleyen yol gösteren değerli arkadaşım Mustafa İbakorkmaz’ın ısrarıyla, bu yazıları bir yazı dizisi halinde yazmaya başladım. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin Şehir Kültür Sanat Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve fotoğraf sanatçısı dostum Dursun Çiçek de fotoğraf ve yazı arasında köprü kurmam, anılarımın yazıya dönüşmesinde önemli katkılarda bulundu. Kitabımız böyle bir yoldan geçerek oluştu. Arşivinde yer alan eski Kayseri fotoğraflarıyla destek veren Mustafa Şenalp’e ve daima yanımda olan aileme de çok teşekkür ederim. Kitabımın ikinci baskısını gerçekleştiren Aysima Yayınlarına da teşekkür eder, hepinize iyi okumalar dilerim. (Yusuf Kartal)
Kitaptan Notlar:
Öyle keyifli bir yerdi ki kale içi, zamanın nasıl geçtiğini anlayamazdınız. Açık artırmanın olduğu alanda sabahları köylerden gelen külekler (Külek : küçük tahta kova) içerisindeki yoğurtlar, kara kovan balları, kaymaklar, tereyağları satılırdı. Üzüm zamanı İncesu’nun kara üzümleri gelirdi. Sabah erken gelenler bunları alır öğlene kimseye kalmazdı.
Tam bir çarşıydı. Alanın, satanın, pazarlığın ustalaştığı bir mekandı. Çarşının bir ruhu vardı, muhabbeti vardı, esnafın yüzü gülerdi, müşteri de keyifle alışveriş yapar çıkardı. O zamanlarda derlerdi ki “yüzü gülmeyen dükkân açmasın…”
***
Kale içi şehrin merkezi olmasına rağmen çevreci bir görünümdeydi. Orda üretilen ve tüketilen hemen hemen her şey tabiatta yok olabilecek şeylerdi. Esnafın kullandığı paketleme sisteminde her şey doğaldı, şimdiki naylon torbalar gibi çevre kirliliğine yol açmazdı.
Kesekağıtları Okunmayan Gazetelerden Yapılırdı:
Manav ve bakkallar gazetelerde yapılmış kesekağıdı kullanırlardı.
Kesekağıtları daha genellikle pek okunmayan gazetelerden yapılırdı. Kesekağıdı üretimi çoğu ailenin geçim kaynağıydı…
Kesekağıdına doldurulmuş meyve, sebze ve bakliyatlar fileye doldurulup evinize rahatlıkla götürebilirdiniz. Fileler çok büyük kolaylıktı. Doğal ipten olduğu için eskidiğinden sobaya atıp yakabilirdiniz. Sağlam olduğu için uzun süre kullanabilirdiniz…
Kesekağıdının çok iyi tüketildiğini gören üreticiler, gazete olmayan düz ince kraft kağıttan kesekağıtları da üretmeye başladılar…
Kale içindeki manavlar gazeteden yapılan kesekağıtlarını kullanmaya devam ettiler. Kale dışında açıla yeni lüks manavlar, bu düz kesekağıdını kullanmaya başladı. Sanki kesekağıdı bir zenginlik göstergesi olmuştu. Sınıf atlama gibi görünmeye başladı. Bu işler daha da ilerleyerek dükkan sahipleri kesekağıdına isimlerini yazdırmaya başladılar. İlk isim yazan baskılı kesekağıdını şekercilerde gördüm…
Cıngıllıoğlu Kazım Amca:
Bu gelişmelerden sonra ilk baskılı paketleme kağıdını yapan , kalenin içindeki Kayseri’nin ilk büyük kolonyacısı Cıngıllıoğlu Kazım amcaydı. Türkiye genelinde radyoda Kayseri’den ilk reklam veren iş adamıydı. Kolonya şişeleri müşteriye verilirken kendi logosuyla basılmış paket kağıtlarına sarılıp verilirdi. Müşteri üzerinde çok etkili olurdu. Cıngıllıoğlu’ndan kolonya almış, şişenin orijinal bir kağıda sarılmış şekilde evinize giderken havanız olurdu…
Kesekağıtlarından Baskılı Etiketlere:
Yeni olan hep rağbet görmeye başladığından, biz de kolonya şişelerini Halk Ticarethanesinden aldığımız hazır baskılı kağıtlara sarmaya başladık. Bu bile bizim kolonya satışlarımızı etkiledi.
Yine Cıngıllıoğlu Kazım amca nın kolonya şişelerine yaptırdığı markasının ve kolonya adının yazdığı, arkası yapışan kağıt etiketleri de göz alıcıydı. Müşteriyi celbediyordu. Parlak ve yaldızlı etiketler , tam babamın dediği gibi “kuş parlağa konar” cinsindendi. Bir zamanlar bizde yaptırdık… Etiketimizde “ Beğenal Kolanyaları Kale içi No:36 Kayseri” yazılıydı… Reklam işinin ciddiyetini anlayan babam, Cıngıllıoğu Kollonyaları gibi radyoya reklam vermediyse de, köy garajlarında, duraklara yaptırdığı reklam levhalarıyla iyi bir müşteri potansiyeline ulaştı…
Kalenin İçinin Altın Çağı:
Kale içi o dönemlerde Kayseri’nin adını duyuracak çok zeki bir adam olan Kazım amcaları bir daha görmedi. Onların altın çağını geride kalan çocukları ve torunları hiç yaşamadı. Sadece bizim gibi o dönemlerde yaşayanların hafızalarında ve hatıralarında kaldı…
ÖZGEÇMİŞ: 1962 Kayseri doğumlu. 1979 Kayseri Endüstri Meslek Lisesi Elektronik bölümünden mezun oldu. 1980 sonrası Fransa’da dil eğitimi aldı ve bir süre sosyoloji okudu. Türkiye’ye döndüğünde Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi ilk öğrencilerinden oldu. 1986 yılında amatör fotoğrafçılığa başladı. Uzun yıllar matbaa sektöründe endüstriyel fotoğraf çekimleri yaptı. Daha sonra sanatsal fotoğraflar çekmeye başladı. 2012’ de fotoğrafçı arkadaşlarıyla kurduğu Suretialem Fotoğraf ve Sinema Derneğinin başkanlığını üstlendi. Onursal başkanlığını sürdürmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.
Aysima Yayınları 2.Baskı (2025)