Kayserili Hayırsever Cemal ve Nevzer Ercis’in Anısına
Kayserili Merhum Cemal Nevzer Ercis ile ilgili yazı yazmama sebep olan Develi Lisesi’nden arkadaşım Emekli Vali Mustafa KARSLIOĞLU’nun 5 Haziran’daki yazım üzerine yazdıklarını, Emekli Öğretmen İsmail SAMUR Hocamın anılarını virgülüne dokunmadan yayınlıyorum:

Sevgili Orhan,
Öncelikle Cemal Ercis ile ilgili kısa zamanda bu kadar değerli bilgi ve belgeyi toparlayıp bir yazı hazırlaman gerçekten çok kıymetli ve takdire şayan. Eline, emeğine sağlık. Özellikle Cemal Bey’in kendi ifadeleri ve hayat felsefesini yansıtan bölümler, çok değerli bir kaynak niteliğinde olmuş.
Ben yazıyı okurken şunu düşündüm:
Ortada aslında sıradan bir “anı yazısı” değil; Anadolu’nun Develi ilçesinden çıkmış büyük bir karakterin ve hayırseverlik anlayışının destansı bir hikâyesi var. Bu nedenle metnin, klasik biyografi veya düz anlatım yerine; daha güçlü, daha edebî ve daha epik bir üslupla kaleme alınmasının çok daha etkili olacağını düşünüyorum.
Çünkü Cemal Ercis yalnızca bir iş adamı değil; 1960’lı yıllarda Develi’ye kazandırdığı öğrenci yurduyla, o dönemin yokluk şartları içinde yüzlerce Develi ve çevre ilçelerden gelen çocuğun kaderine dokunan; disiplin, ahlak, çalışma ve dürüstlük anlayışıyla bir neslin yetişmesine katkı sağlayan çok özel bir hayırsever şahsiyet.

Benim açımdan da mesele sadece bir yurt hatırası değil. O yurtta geçen ortaokul ve lise yıllarım; disiplinli çalışma alışkanlığımın, sabah erken kalkma düzenimin ve devlet hayatındaki çalışma anlayışımın temelini oluşturdu. Bugün hâlâ sabah saat 05.00’te uyanıyorsam, bunun altında Cemal ErcisYurdu’nun bıraktığı derin iz vardır.
Bu nedenle yazının, gazetede yayımlanacak bir “vefa yazısı” olmasının ötesinde; dönemin ruhunu, Anadolu insanının yükseliş hikâyesini ve Cemal Bey’in karakterini anlatan kapsamlı bir biyografi havasında hazırlanmasının çok anlamlı olacağını düşünüyorum.
Cemal ve Nevzer Ercis’i yeniden hatırlamamıza vesile olan, emek ve araştırma ürünü bu güzel yazın için gönülden teşekkür ederim.
Kısa sürede ulaşabildiğin bilgi, belge ve fotoğraflarla önemli bir vefa görevini yerine getirdin. Özellikle genç kuşakların Develi’nin yetiştirdiği bu değerli hayırseverleri tanımasına katkı sağlaman çok kıymetli. Eline, emeğine ve gönlüne sağlık. Selam ve saygılarımı sunuyorum. Mustafa KARSLIOĞLU/Emekli Vali.
***

İsmail Samur (Emekli Öğretmen) hocam yazdı:
5 Haziran’da Sayın M. Orhan Cebeci’nin Çağdaş Develi
Gazetesi’nde çıkan “Develi’nin İlk Hayırseveri Cemal ve Nevzer Ercis” başlıklı yazısını okuyunca arkadaşım Ahmet Etyemez’i hatırladım.
Ortaokula yeni başlamıştım. Sınıfta çoğunlukla eli yüzü, üstü başı düzgün memur çocukları ya da maddi durumu iyi olan kasaba eşrafının çocukları, bir de benim gibi tarlada, bağda, bahçede çalışarak büyümüş, cildi güneşten yanmış, kara kuru biri vardı. Adı Ahmet Etyemez’di. Birbirimize benzediğimiz için olacak kısa sürede tanışmış arkadaş olmuştuk.

Galiba fakir aile ve köylü çocukları, elit ailelerin çocuklarına ayak bağı olmasın diye öğrenciler seçilerek bir sınıf oluşturulmuş, ben ve Etyemez’se bu sınıfa tesadüfen düşmüştük. Namıyla meşhur rahmetli hocam komşumuz Dana Mahir olmasa benim, Ercis de olmasa Ahmet Etyemez’in böyle bir sınıfta işi olmazdı.
Etyemez arada sırada; “Ercis olmasa benim buralarda ne işim olurdu.” deyip duruyordu. Bir gün dayanamadım, Etyemez’e sordum; “Kim bu Ercis?” diye. “Valla ben de bilmiyorum, zengin biriymiş, bizim okula: “Okuyacak kadar akıllı, ama fakir olduğu için okula gidemeyecek öğrenciniz varsa bana bildirin!” diye bir yazı göndermiş. Okulda onu seçmiş.
Etyemez’e her ay Ercis’ten 50 lira gelirdi. O da; “anamın benden daha çok ihtiyacı var” der, 30 lirasını harcar, 20 lirasını yaşlı anasına gönderirdi. Yoksulluk yıllarıydı hepimiz fakirdik, karnımızı doyurduk mu Allah’ımıza şükrederdik, ama Etyemez’in anlattığına göre biz fakir filan değildik, yoksulluk nedir bilmiyorduk.
Ercis Develi’ye öğrenci yurdu yaptırırken, inşaat bekçisi için geçici bir kulübe yaptırılmıştı. Etyemez o kulübede kalıyordu. Ben ders çalışmak için evden kaçar her gün Ahmet Etyemez’e giderdim. Bir yer yatağı vardı, üstüne uzanır gelecek hakkında hayaller kurardık. Etyemez; “Ercis olmasa ben kim, okumak kim, okuyacağım para kazanıp anama bir içlik, bir de şalvar alacağım” derdi. Okulu bitirmeyi beklemeden, eline geçen parayı çarçur etmiyor, şimdiden yaşlı anasına bakmaya başlamıştı bile.

Hayat ona az parayla yaşamanın sırlarını öğretmişti. Okuldan çıkınca Faik ustanın fırınından bir sıcak ekmek alır, eve varınca yarısını yarar içine biraz sana yağı sürer, biraz tuz atar yerdi. Arada sırada; “hadi lan bugün zenginler gibi yapalım” der. Yarım ekmeği ortadan yarar, içine bir avuç kızıl üzüm kor yerdi. “Oğlum zenginler ekmeğin tüylü tarafını kara pekmeze banar banar da yer” derdim. Güler; “ulan oğlum onu koliler yapar” derdi, gülüşürdük.
Pompalı bir gaz ocağı vardı. Genellikle şehriye çorbası ya da makarna pişirirdi. Yağı salçayı koyar, su kaynayınca şehriyeyi ya da makarnayı içine atar, ocağın altını kapatırdı ki fazla gaz harcanmasın diye. Hamurun sıcak suda şişmesini bekler öyle yer, bana da; “Oğlum sen yoksulluk nedir bilmezsin!” derdi. Gerçekten de o yoksulluğun acısını iliklerine kadar tatmış, zamanında günlerce aç yatmış biriydi. Yaşlı anacığı da aç yatmasın diye, Ercis’ten gelen paranın 30 lirasını harcar, 20 lirasını anasına gönderirdi. Liseyi birlikte bitirdik.
Lise bitince Ercis bunu Ankara’daki oteline çaycı olarak aldı, üniversiteyi hem çalışıp hem okuyarak Ercis sayesinde bitirdi. Ercis olmasa binlerce, hatta yüz binlerce çocuk asla okuyamayacak, kendini ve ailesini kurtaramayacaktı.
Kendi hayat mücadelesinin her safhasında cehaletin insan hayatındaki kahredici etkisini duyarak ve yaşayarak anlamış olan rahmetli Cemal Ercis, her ferdin hayatta başarılı, ailesine ve topluma yararlı olabilmesi için ilim, ahlak ve marifetle mücehhez olmasının tek şart ve çıkar yol olduğuna derinden inanmış ve bu inançla kendinden sonra gelecek nesillerin cehaletin kurbanı olmaktan kurtulmalarını sağlamak için birçok kişiye yardım etmiş. İlim, ahlak ve marifet tahsil etmelerini sağlamak amacı ile yurtlar, okullar yaptırmıştır.
Maalesef bende hiçbir fotoğrafı yok. Sindelhöyük Kasabasından. Bundan 15 yıl önce bir otelde deri dükkânı olan Sindelhöyüklü biriyle karşılaştım. O; “galiba öldü diye duydum.” demişti.
En sok Keçe Fabrikasında çalışmıştı. Sonra Kayseri’ye yerleşmişti telefonla görüşmüştük. Herhalde 20 yıl oldu. Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin. Yaşıyorsa Mevla uzun ömür versin.