Develi’nin Ruh Mimarı
Âşık SEYRÂNÎ (1800-1866)
(Mahmut BIYIKLI)
Âşık Seyrânî, yalnızca Develi’nin bağrında yetişen bir halk şairi değil; aynı zamanda onun sesi, vicdanı, zamanlara akan irfanıdır. Mısraları, Develi’nin sokaklarından yükselir, milletinin sancılarını, umutlarını, hayretlerini dillendirir.

O, bu şehrin sadece sözünü söyleyen değil, ruhunu şekillendiren bir ruh mimarıdır. Develi, Seyrânî’nin gönlünde yalnızca bir mekân değil, mananın merkezidir. Şairin şiirlerinde sıkça yer bulan bu şehir, onun için bir aidiyet değil, bir varoluş mekânıdır. Tıpkı bütün büyük şahsiyetlerin şehirle kurduğu irfânî bağda olduğu gibi, Develi de Seyrânî’yi doğurmuş, yoğurmuş ve onunla kendini yeniden inşa etmiştir. Seyrânî’nin taşlamaları, yalnız Develi’nin değil, Anadolu’nun her şehrine ulaşmıştır; ama bu tavizsiz sesi ilk duyan, onu ilk bağrına basan Develi olmuştur.
Şairin kalemindeki cesaret, sözündeki hikmet Erciyes’in sağlam duruşunu anımsatır. Bu toprakların diliyle konuşur Seyrânî, onun acısıyla ağlar, neşesiyle gülümser. Bu sebeple Develi demek başlı başına Seyrânî demektir. Bazı şehirler vardır ki, bir şahsiyetle birlikte var olur, onunla konuşur, onunla derinleşir ve onunla yücelir. Âşık Seyrânî ile Develi arasında da böyle bir kader ve kelâm ortaklığı vardır.

Bu münasebet, bir doğum yeri mensubiyetinden öte, bir şairle bir şehrin ruhunun birbirinde kemale ermesidir. Bazı şehirler vardır ki, bir şahsiyetle birlikte var olur, onunla konuşur, onunla derinleşir ve onunla yücelir. Âşık Seyrânî ile Develi arasında da böyle bir kader ve kelâm ortaklığı vardır. Bu münasebet, bir doğum yeri mensubiyetinden öte, bir şairle bir şehrin ruhunun birbirinde kemale ermesidir. Develi demek; başlı başına Seyrânî demektir. Develi halkı, Seyrânî’yi geçmişte kalmış bir figür olarak değil, canlı bir bellek, yaşayan bir örnek olarak benimsemiş; onun adını okullarda, caddelerde, sokaklarda yaşatmıştır. Bu sahipleniş, bir kültür ödevi olduğu kadar, bir vefa nişanesidir.

İnsanımızın gönül atlasında Seyrânî, bir pusula gibidir. Onun şiirlerinde yitirilmiş güzelliklerin, bozulmuş ahlakın, çürümüş siyasetin, izleri görünür. Aynı zamanda şehirle kurduğu tasavvufi ilişki, onu Yunus Emre’nin mirasçısı, Mevlânâ’nın yol arkadaşı kılar. İçinden çıktığı milletine kalplerini geniş tutarak, irfanla ve adaletle yücelmenin yollarını gösterir. Gönüller yıkmak yerine imaret eylemeyi salık verir.
Seyrânî için şehir, ruhsuz beton bir yığını değil; imanla, hikmetle, sevda ile inşa edilen bir varlık alanıdır. Şiirlerine yurt olan Develi, onun için yalnızca hayata başladığı yer değil her dem yaşadığı bir vatandır. Ne zaman fırtınayla karşılaşsa sığınacağı limandır. Ömrünün son demlerinde tekrar Develi’ye dönerken, aslında mekâna değil, manaya, aidiyete dönmektedir. Develi onu her zaman anne şefkatiyle sarmış ve sarmalamıştır.

Çünkü Develi onun anne vatanıdır. Bugün Develi’nin kültürel kimliğinde Seyrânî hâlâ konuşur. Her yeni kuşağa onun dizeleriyle seslenen bu şehir, onunla bir hafızaya, bir yöne, bir ufka sahiptir. Seyrânî’yi yalnızca sazı elinde bir halk şairi olarak görmek ona haksızlık olur. O, Anadolu’nun metafizik sancısını, iç yangınını, çaresizliğini ve umudunu aynı anda terennüm eden bir sözcüdür. Sazı, yalnızca teli titreten bir alet değil; çağın kötülüklerine karşı bir isyan çığlığıdır. Halkın gönlünde hakikati bulmuş, taşla toprak arasında ilahî bir sesin izini sürmüştür. Tarih, büyük yalnızların kalabalıklara meydan okuyan hayatlarından bahseder. Seyrânî de kendi çağının yalnızıdır. Onun şiirindeki hiciv, yalnızca eleştiri değil, aynı zamanda bir dua, bir yakarış, bir sığınmadır. “Gönül Beytullah’tır, yıkma Seyrânî” diyerek, insan merkezli bir medeniyetin mensubu olduğunu hemen gösterir. Mahmut Bıyıklı / Yazarlar Birliği İstanbul Şube Başkanı
Kaynak: Develi’nin Manevi Mimarları