SEYRANİ DİVANI
Everekli Âşık Seyrani’nin Kerametleri
Mütercim: Ömer ATMACA
Âşık Seyrânî, Köprülü Mehmet Paşa Medresesi’nden mezun olunca Yıldız Sarayı’na kâtiplik dilekçesi verir. Fakat Mason Sadrazam Reşit Paşanın yapılanması, hiç bir dilekçeyi padişaha arz etmezler. Çaresiz kalan Seyrânî, kendisine refarans olan Develüzade Kasım Paşa’ya, Kaptanı Derya Pusatlı’ lı Ahmet Paşa’ya ve kendisine burs veren Tombaklı Hacı Maviş Ağasına veda edip Üsküdar kırsalında konuşlanan. Kayseri kervanının bulunduğu yere gelir. Hemşerilerinin “ Seyrânî,  gadasını aldığım, ben şu kadar para kazandım. Sen ne kazandın?” laflarından canı sıkılır. Tam o anda vedalaşmadığı biri aklına gelir ve tepeye çıkıp şöyle seslenir:

 Aziz İstanbul !...
Osman şahının taht-ı kanısın
Benzemezsin bir diyara İstanbul
Ezeli zeminin Mihribanısın
Âlem sana gelir kare İstanbul.

İstanbul dediğin dağdır meşedir
İçinde eğleşen beydir paşadır
Doksan bin mahalle, yüzbin köşedir
Çarşısı, pazarı şare İstanbul.

Seni seyrederler yangın köşkünden
Kokularlar  amberinden miskinden
İçindeki güzellerin aşkından
Tutuşur yanarsın nare İstanbul.

Dünyanın yokuşu düzü sendedir
Bütün güzelleri özü sendedir
Yedi düvellerin gözü sendedir
Âlem sana gelir kare İstanbul.

Üç sene oldu bu Seyrani geleli
Senin ta'dilini, erkânını bileli
Bir ağa kazandım yoktur emsali
Maviş Ağa derler hare İstanbul.

Yedi yıl eğlendi kaldı Seyrani
Tahsil etti, bütün ilmi irfanı
Sendeyken her türlü mürüvvet kani
Bulamadın derdime çare İstanbul.
                                                                 
                                                       Âşık Seyrânînin Kerâmetleri
1-Seyrânînin Bağdat’taki Kâdiri Mürşidi yeni vekili Seyrânîyi kontrol etmek için olgun bir müridini Develi’ye yollar. Mürid Everek’te Seyrânînin evini soruştururken kahvehânedekiler Seyrânînin delirdiğini söyleyince Mürid, Bağdâta geri dönmeye karar verir. Tam Develi’nin 6. kilometresindeki Bozburuna varınca aklına dedikodulara itibar edilmeyeceğine dâir fikirler gelir ve Evereğe geri döner. Arayıp bulunca Seyrânî o olgun müride:
                                                                 Gittin Bozburuna, döndün geriye
Niye geldin Everek’li deliye?
Selâm söyle Bağdat’taki Veliye
Daha olgunlaşmamış goruk gibisin.
Der demez, mürid Seyrânînin elini öperek özür diler. Âşık Seyrânî de bu yol yorgunu misafirini hânesinde günlerce misafir eder. Sonra da bineğinin heybesine azık ve hediye koyup mürşidine takdim edilmek üzere Abdül Kâdir el-Geylâni hazretlerine yazdığı methiye ve bir mektup gönderir. Mektubun muhtevâsında tarikatının prensiplerini şöyle rapor eder: Cemaatle namaz, zikir dersi, ev sohbetleri-hatme, irşâd-tebliğ, yoksullara yardım, yaşlıları-hastaları ziyaret ve sağlıkları ile yakından ilgilenmek.
2-Seyrânînin yaşlılık döneminde bir ahbâbı koluna giripte Seyrânîyle yatsı namazına gitmek ister. Ertesi gün Cuma olduğundan imam birinci rekatın kırâatında Cuma sûresini okur ve şaşırır: Meselülleziyne hummilüt Tevrâte sümme lem yahmilûhe ke meselil hımâr.. Der ve devamını hatırlayamaz. Seyrânî imamın hemen arkasında olması hasebiyle yanıldığı 4. âyeti “Yahmilü esfâra” diye hatırlatır. İmam iki kez düzeltmeye rağmen yanıldığı âyetin devamını okuyamayınca Seyrânî namazı bozup evine gider. Görenler evine varıp sebeb-i hikmetini sorunca bu ergin Hak âşığı “Namaz kıldırırken eşek arayan imamın arkasında namaz kılmak câiz değildir.”diye cevap verir. Cemaat hocaya varıp “Hocam kırâatta yanıldığınıza göre bir sıkıntınız olmalı, söyleyiniz de yardımcı olalım.” Dediklerinde hoca “Yav bizim hımârı bahçeye otlasın diye zikkeye bağlamıştım.Yularını koparıp kaçmış, dünden beri onu arıyorum. Etini kurtlar leşini de Akbabalar yemeden bulsam bâri.” Deyince cemaat Seyrânîn kerâmet sahibi bir veli olduğuna inanır.
3-Câmi-î kebir imamı “Seyrânî kırâatta yanlışımı düzelterek halkın içinde beni küçük düşürdü.” Diye yatsı namazından sonra câmi çıkışında Seyrânî hakkında “O benim yanlışımı düzeltmediki namazda kendi kendine konuşuyor Allâhın delisi.” Demiş. Bunu duyan Seyrânî ertesi gün kuşluk vakti hocanın evine gider, avluda çardakta oturup incir yiyen hoca dışardaki Seyrânîn sesini duyunca hemen başındaki kovuğunu çıkarıp incir tabağının üzerini örter ve dışarı çıkıp Seyrânîyi içeri buyur eder. Seyrânî içeri buyuramayacağını beyan edip “Sizden Tîn sûresini okumanızı rica edecektim.” Deyince hoca üç kez “Vet-Tîni=İncire yeminler olsun ki” der duraklar. Seyrânî de “ Hoca efendi, şimdi de kafanız incire takılmış, buyurun içeri tabağınızdaki inciri yeyip ondan sonra gelin.” Deyince  hoca “Ne tabağı? Ne inciri?” derdemez “Üzerini kavukla kapattığın tabaktaki incir.” Der.
4-Çatal çubuğu külâhının önüne dikerek, üç tuğlu vezir forsuyla mahalle mahalle dolaşırmış. Halk delilikten başka bir şeye yorumlanamayan bu hal ve kıyafette halk hikmetler aramış. Gerçektende birkaç sene sonra Adana’nın ilçesi Kozan’da ülkenin birliğini bozup çatallaşmaları ve ayaklanmaları bastırmak için gönderilen beş alay ordunun Develi’ye  gelip seferberlik için asker toplaması halkın hikmet arayışlarını kuvvetlendirmiş.[ ]  
5-Siyah çuhalarla sardığı şarap bardaklarını kavuğunun arasında taşımasındaki hikmet, yakın bir zamanda Tanzimatçıların Kayseri’nin idâre merkezlerine gayr-i Müslim ayyaş paşaları, Vâli olarak ataması imiş
6-Develi eşrâfından birçok hacı adayı hacca gider ve gelir. Âdetten olduğu için câmii imamı cemaatinden beş on kişiyi de yanına alarak yaşça büyük hacılara “Allâh kabul etsin.” temennilerinde bulunmak üzere evlerine giderler. Hacı olan zat “Seyrânî Baba bizimle birlikte hacca gidenlerin en büyüğüdür, ona uğradınız mı?” diye sorar. Cami cemaati de “Yoo, Seyrânî Baba beş vakit câmide bizimle beraberdi. Hatta medrese muallimlerinin derslerine katkıda bulunmak için burada müzâkere yaptı” Kırâathanede ise Osmanlıca gazeteleri çeviri yapıp halka okudu derler. 
7-Yukarı Develi’den iki arkadaş Seyrânî’yi ziyaret etmek isterler. Diğer bir arkadaşlarına da haber verirler. Arkadaşları Seyrânî’nin ziyaret edilecek kıymette bir zat olmadığını ve ziyarete gelmeyeceğini söyler. O kişi gece rüyasında bir de ne görsün! Kıyamet kopmuş, herkes sırât köprüsünden geçmekte ama kendisi cehenneme düşerim korkusuyla bir türlü geçmeye cesaret edememekte. Sırat köprüsündeki gözlemciler “Haydi geç” diye zorlarlar. O anda adam bir bakar ki bir atlı tozu dumana katmış geliyor. Bakar ki Seyrânî Baba, “Bin arkama”  der ve sırât köprüsünü kuş gibi geçerler. Adam kan ter içinde uyanır, doğruca arkadaşlarının yanına gider. Ziyarete iştirâk edeceğini söyler ve hep birlikte âşık Seyrânîye gelirler. Âşık Seyrânî misafirlerini kapıda karşılar, içeri buyur eder. Hal hatır suâli ve ikramdan sonra “Siz ikiniz ziyaretime gelecektiniz ama arkadaşınız benim boz ata binip de sırâtı geçmeseydi ziyaretime gelemeyecekti” der. O kişi Seyrânînin büyük bir Allâh dostu olduğuna inanır ve özür diler.
8-Hatta kerâmetleri, vefat ettikten sonra da rüyalarla devam eder. İşte bir Örnek: 1854 yılından tâ vefatına kadar Seyrânîyle alay etmeyi âdet haline getiren bir şarlatan ermeni hemşehrisi, camiye gelip giderken şâirimizle alay ederek etrafındakileri güldürmeye çalışırdı. Hatta takip edip Seyrâni Gayr-i Müslim dostlarını ziyarete gittiğinde koluna girip“Tasavvuf edebiyatında sıkça geçen meyhane lafzının dergâh manasına geldiğini bilmeden Seyrani’ye meyhaneci şarapçı diye iftira atarlar. Zaten bunu “Beni Diler=Hep Benimle Uğraşır” taşlaması belgelemektedir. Seyrânînin vefatından sonra da dedikodusuna devam eden şarlatan rüyasında Seyrânîyi görüp: “Sağlığımda dilinden kurtulamadım. Öldükten sonra damı kurtulamayacağım? Deyip yakasına yapışınca bir daha yapmamaya tevbe eder. Şiirleri dikkatle okununca, daha çok kerâmeti sezilecektir.