Kurmel Ailesi ve Zilemiz ( 3.Bölüm)
ZİLE'NİN ÇEVRE KÖYLERİ ve YATILI OKULLAR:
Babamın ilk arazi aldığı Mustafabeyli’de köyün içinde bir bahçemiz vardı. Babamdan okul yapmak için arazi istediler. Babam da; bir dönümüne kuran kursu, bir dönümüne sağlık ocağı, on sekiz dönümüne de okul yapılması şartıyla istenilen araziyi verdi. Ancak aradan zaman geçip hükümet okul inşaatını başlatmayınca babam kardeşime teklif etti. Kardeşim de oraya babamın adına modern bir ilkokul yaptırdı.

İsmini de babamın adı olan ”İzzet Kurmel İlkokulu” koydular. Türkiye’de emsali çok az o okulun. Ben de üç bin adet kitabımı o okula hediye ettim. O okulda 450/500 kız öğrenci okuyor. Bu çocuklar, ikinci sınıfta okurken, bir gün kardeşime demişler ki;
”Üç yıl sonra biz buradan mezun olacağız ama o halimizle biz ne şehre yararız ne de köye yararız. Bizim halimiz ne olacak?”.
Kardeşim de ”eğer köylere lise yapma müsaadesi verirlerse, size lise de yaptıracağım, eğer vermezlerse her masrafımızı karşılayıp sizi lisede okutacağım.” diye söz vermiş.
Olay valiliğe bildirildi. Vali bey de Milli Eğitim Bakanına iletti. Bakanlıktan ‘hay hay, olur bir mahsuru yok’ demişler. O yaz tatilinde bir ay gecikmeli olarak lisenin inşaatı tamamlandı, adını da ”Necati Kurmel Lisesi” koydular.

Daha sonra komşu arazileri de satın alarak lise öğrencileri için hanımının adına bir yurt yaptırdı, adını ”Meliha Kurmel” yurdu koydular.
Bir de kapalı spor salonu yaptırdı. Böylece o köyün çehresi değişti. Şimdi o kompleks içinde okuyan çocuklar üniversitelerin çok iyi yerlerini kazanıyorlar. Şimdi, bizim aile geleneğimiz böyle. Babam annemden önce vefat etti. Babamın adına yapılan okulun yanına bir yurt binası yaptırdık. Bu yurt binasına annemin adını vermek istedik. Annem
” Ben kızlarımı okutamadım. Bu dağdan bayırdan gelen kızlar ne yapacak, nerde kalacak? Hadi erkek çocukları bir şekilde gidip gelip okuyorlar. Eğer O yurdu kız yurdu yaparsanız benim adımı verin yoksa vermeyin." dedi.
Milli eğitim de uygun buldu. Yurdun açılışına O zamanki Milli Eğitim Bakanı Hikmet Uluğbay geldi. ” Böyle düşünen annenin elini öpmek istiyorum." dedi.
Ne yazık ki Sare annem yurdun açılışını göremeden bir gün önce ölmüştü.
Köy Enstitüleri Atatürk zamanında başlayan bir gelişme. Daha Atatürk’ün sağlığında Eskişehir-Çifteler, İzmir Kızılçullu ve Edirne-Kepirtepe'de bu üç yerde okullar açılmıştı. Fakat Köy Enstitüsü ismini daha sonra aldılar.
Hasan Ali Yücel Bey bu işin kahramanıydı. İsmail Hakkı Tonguç da Köy Enstitülerinin kurucusu başındaki adamdı. İsmail Hakkı Tonguç 30.000 köyü incelemiş. Türkiye'de yok böyle bir adam. Mesela Kayseri’ye Enstitü kuracak, bakmış üç yerde ”Yatılı Bölge Okulu" var.
Biri Yahyalı’da, biri Gesi’de, biri de Pazarören’de. Bu okullar benim Yahyalı’da okuduğum gibi dışarıdan gelen çocukları orada yedirip içirip yatırmışlar, okutup mezun etmişler. Sağlam binalar bunlar.
Tonguç ilk defa Yahyalı'ya gelmiş. Bakmış Yahyalı bağlık bahçelik, sulak bir yer. Yahyalı o günlerde nahiye. Karaağaç mevkiinde ekip dikime uygun arazi de bulmuşlar. Zaten ziraata uygun işlenecek arazi olmazsa oraya Köy Enstitüsü kurulmaz. Hamza Solak diye bir Belediye Reisimiz, Turan Eroğlu diye de İncesu'lu bir nahiye müdürümüz var. Bizim okuduğumuz yıllarda İsmail Hakkı Tonguç Yahyalı belediyesine geliyor. Nahiye müdürünü de çağırıyorlar. Bir de o zaman köy kâtibi olan Mehmet Efendi vardı, belediyenin de muhasebe işlerine bakardı.

Aşağıda anlatacağım olayı. Turan Eroğlu’ndan ve bu Mehmet efendiden bizzat dinledim. ikisi de aynı şeyleri anlattılar. Tonguç;
”Reisim” diyor, ” biz buraya öğretmen okulu açacağız, tesis kuracağız. Elbette nahiyeniz için çok faydalı olacak." diyor. Bunun üzerine ”Yok, yok beyefendi" diyor Hamza başkan. ” bize ”diyor, ”okul lazım değil." Niye? Başından geçen bir olayı anlatıyor.
” Bir zamanlar Hacı Köse Mehmet Efendi diye birinin kâğıdını getirdiler. Onu imzaladım, mühürledim, Gedikli Okuluna gönderdim. Bu adam okudu geldi, sonradan ayağımıza dolaştı.” Hacı Köse Mehmet Efendi de Yahyalı'dan ayrılmış, Mustafa Beyli’ye yerleşmiş, astsubaylıktan emekli efendi ve akıllı bir adamdı. Meğerse zamanında Hamza'yı bir yolsuzluğundan dolayı şikâyet etmiş O da bu olayı hala unutamamış ” Biz onunla başa çıkamıyoruz. Bir de başımıza böyle bir sürü okuryazar adam çıkarma." filan diyor ve Enstitü yapılmasını kabul etmiyor Nahiye müdürü de ”Reis bey istemiyorsa ben de istemiyorum.” diyor.
Gesi’ ye geliyorlar. Gesi dar bir yer, arazisi yeterli değil. Oradan da vazgeçiyorlar, Pazarören' e geliyorlar.
Pazarören' de Gesi' li bir nahiye müdürü var. Ethem Bey uyanık bir adam. O da çok gayret ediyor. Avşarları topluyorlar. O zaman Kara ağa, Osman ağa, Mehmet ağa oranın ileri gelenleri. Bir de soyadı Özhan olan bir aile var Tonguç bu bölgede bir öğretmen okulu açmak istediklerini anlatıyor Yardımcı olup olamayacaklarını soruyor. Kara ağa " Beyefendi" diyor, ”okul açacaksanız, isterseniz evlerimizin damına yapın, isterseniz evlerimizi verelim. Her türlü yardıma hazırız" diyor. Ve oradan para pul almadan herkes tarlasından tapanından arazi veriyor.
Bir de Araplı köyünde Enstitüye ait bir çiftlik vardı. Çok mümbit bir araziydi. Ortasından ırmak geçerdi, Zamantı ırmağı. Orda okulun güzel bir teşkilatı vardı. Bahçecilik, meyvecilik dersleri orda yapılırdı. İyi bir uygulama yeriydi. Enstitünün Pazarören'de açılması böyle oluyor. Avşarlar çok büyük fedakârlık yapıyorlar. İsmail Hakkı Tonguç'a çok büyük alaka gösteriyorlar.
Bu okula daha ziyade çevre köylerden, Pınarbaşı’ndan, Sarız' dan filan yakınlığı itibariyle çok talebe geldi. Ayrıca Niğde, Sivas, Kırşehir buraya gelirdi. Beş vilayetin çocuğu bizim okula gelirdi Yozgat gelirdi. Yıldızeli açılınca, Sivas oraya gitti. Konya-İvriz açılınca, Niğde oraya gitti.
Nevşehir de o zaman kaza idi. Bizim yaz tatilimiz yılda 45 gündü. Ders saatlerimiz uzundu. Kültür dersleri meyanında sanat dersleri vardı. Tarım dersleri vardı. Bu dersleri uygulamalı olarak yapardık.
Her öğrenci bir sanata mutlaka alıştırılırdı. Ben marangozluğa ayrılmıştım. Şimdi bile istediğim kapıyı, pencereyi yaparım. Şu elimi de planyada doğrattım. Kesildiydi, diktiler.
Köy Enstitülerinin öğretmen kaynağı ağırlıklı olarak Gazi Eğitim Enstitüleriydi. Yüksek Öğretmen okulundan gelenler de vardı, sanat okulundan gelenler de vardı. İlkokul öğretmenlerinden vardı. Bu gün de ilkokul öğretmenleri ortaokullarda derse girmiyorlar mı?
Bir de Yüksek Teknik Öğretmen okulundan gelirlerdi. Çok kaliteli öğretmenlerimiz vardı. İdealist öğretmenlerdi. Şimdi bakıyorum da o öğretmenleri artık göremiyorum. Bizimle yatar, bizimle kalkar, bizimle yemek yer, bizimle yaşar. O kötü şartlarda, Pazarören’in o ağır şartlarında mesai farkı gözetmezlerdi. Çok iyi çalışırlardı. Biz gittiğimiz vakit ana binanın dışında bina yoktu. Mesela Gülcemal uzun bir bina. Altlı üstlü ranzalar var. İlk defa O bina yapıldı. Sonra diğer binalar yapıldı. Yerlerimiz rahattı. Atölyelerimizi kendimiz yaptık. Diğer idare binalarım biz yaptık. Ayrıca sanatımızı geliştirme bakımından yurtiçi gezilerimiz olurdu. Gittiğimiz Enstitülerde bir bina yapar öyle gelirdik. Bir aylık iki aylık sürelerle yurt gezilerine gönderirlerdi.
Çok değerli sanatkârlar vardı. Mesela Şili diye bir Macar mühendis vardı. İnşaatın planlarını filan o yapardı. Diğer hocalar da öğrencilerin başında durur uygulamaya yardımcı olurlardı. Sıkıntı çektiğimiz de çok oldu. Mesela üç ay patates yedik ekmek yerine. Un yoktu, zahire yoktu. Devlet un bulup gönderemiyordu.
