SEYRANİ DİVANI/2
Tanzimât Dönemi ve Everekli Âşık Seyrani
Mütercim Ömer Atmaca
Türk ve İslâm devletlerinin ilelebet bâki kalmasının en önemli unsurlarından biri de devlet erkânının birbiriyle dayanışma ruhu içinde olup dışa bağımlılığa son vermekle mümkündür. Üretmeyen bir millet, her şeyini ithal etmek zorunda kalıp dış borçlanma ağına düşer. Önce fâizlerle sömürülmeye sonrada yer altı kaynaklarını satmaya başlar. Nihayetinde bağımsızlığını yitirip boyundurukları altında emperyalistlerin işgallerine göz yumar. Tıpkı Tanzimat dönemindeki kırılma gibi.
Osmanlı imparatorluğunu iç ve dış savaşlarla inkırazlardan kurtaran II. Mahmud’un cenazesi esnasında baş veziri Mehmet Rauf Paşa sağanak yağmurdan Köprülü Kütüphanesi’ne sığınır. Meclis-i Vâla reisi Koca Hüsrev Paşa da muhafızlarıyla zorla devlet mührünü gasp edip kendisini Sadrazam ilan eder ve kaptan-ı derya Fevzi Paşa da rakibinin kendisini azl edeceğini düşünerek II. Mahmudun Navarin deniz muharebesinden sonra Yunanistan hücumlarına karşı tesis ettiği 1700 gemilik ihtişamlı donanmayı Fransız amiralle Mısır valisi Kavalalı’ya teslim eder.
Abďül Mecid Han, böyle bir ahvalde 16 yaşında tahta geçip kabinesine vatanperver ve liyakatli idarecileri seçer. Bunu fark eden İngiliz elçisi Stratford Cannig, padişahın baba dostu olup sürekli konsolosluğa ve köşküne davet edip balolarla oyalar. Yeni sadrazam tecrübesiz olduğundan gizli mason Reşit Paşa ona danışmanlık yapar. Mısır savaşını bahane edip gasp edilen o mühürle 50 milyon sterlinlik dış borç alınır. Buna karşılık İngilizler, Balta limanı Ticaret antlaşmasında dünyanın gıda ve ham madde tekelini kendilerine verilmesini ister. Derhal İngiliz ve Fransız ticaret gemileri Ege, Akdeniz ve Karadeniz limanlarımızı işgal edince yerli hiçbir mal satılamaz olur. Ayrıca limanlarımızda kaçak göçmen, yabancı fahişe ve borsa oyunları gibi karanlık işlerde had safhaya ulaşır.
İngiliz ve Fransız askeri ateşeler gelip padişahı kapalı kapılar ardında dış borçları bir saniyede faizleriyle birlikte tahsil etmekte diretip Reşit paşanın sadrazam olması hususunda baskı yaparlar. Çaresiz kalan Abdül Mecid Hanı Reşit Paşa Tanzimat adlı yaptırımlara ikna eder. Fermanın ilk maddesi
"Müslim ve gayri müslim kanun önünde eşit" olmasına rağmen hep gayri müslimler memuriyete alınır. Hatta sokaklarda sabahlara kadar eşekler gibi yatan gayrimüslim ayyaşlara kadar. Tıpkı Ziya paşanın dediği gibi:
Ne günlere kaldık ey gâzi hünkâr
Eşek defterdar oldu, katır mühürdar
Derken Reşit Paşa’ya Avrupa’daki mason üstadı Azamından "Tüm resmi kurumlarda aşırı israf yapın" ültimatomu gelir. Vergiler sebebiyle işyerlerini ve fabrikaları haciz memurları kapatır.
Bunu hazmedemeyen Abdül Mecid Han, Reşit Paşayı sadrazamlıktan azl edip fesine Kâbe süpürgelerinin çöplerini ördürerek devlet-millet dayanışma devri başlatır ve gazetelere "Şehinşah Abdül Mecid Han hazretlerimiz, gelecek ayın sonunda Yıldız Sarayı’na halk âşıklarını kabul buyuracak" diye ilan ettirir. Develi de "Tasvir-i Efkar" gazetesinde bu sürmanşeti okuyan Seyrani ailesiyle vedalaşıp İstanbul’a tekrar gelir. Sarayın büyük alanında yapılan yarışmada Seyrani birinci olup saz şairi olarak sarayda görevlendirilir. Seyrani Yıldız Sarayının haremindeki sahnede Zekai Dede’nin ilahilerinden sonra Tevhıd, Na't-ı şerif ve nasiihatlarıyla İslami yaşantıya, Hz. Yusuf ile ilgili dizeleriyle israftan kaçınmaya ve savaşa gidecek komutanları "Münkir ile cenk edenin silah olsam bellerine" deyişleriyle vatan müdafaasına teşvik eder. Seyrani gündüzleri de kahve faslında sultanına moral vermek için Hacı Arif Bey’in musikisinden sonra tavizsiz olması için Hz. Musa ile ilgili şiirlerini arz der.
Abdül Mecid Han, dış borçlar ve yaptırım baskılarıyla boğuştuğu anda Reşit Paşa askeri ataşelerin resmi evrakını padişaha gösterip "Gözlermisin sen benim sadrazamlığımı? Diye çıkışır.

Sultan hemen devlet erkânını ve saray ulemasını huzuruna çağırtır ve "Devletini dış düşmanlardan korumakla şöhret bulan kimdir ve onlarla nasıl mücadele etmiştir?" diye sorar saray uleması cevap veremeyince Seyrani sultanına o meşhur Terkib-i Bendini arz eder:
Al süâline cevabım, bil veliyyün ni'metim,
Şir-i Yezdan Haydâr-ı Kerrâr sahiptir şöhrete,
Düş tevekkül bâbına, yalvar mücibüt dâvete,
Git gide her işin başı dayanır bir hikmete.
Hz. Ali, önce ümmeti ikiye bölen Haricilerin entrikalarını deşifre ederek halkı kendi saflarına çekmiş sonrada Nehrevanda dış düşmanları yok etmiştir.
Kul eder mizân-ı hulyasında,"Kâf dağını direm,"
Gelse elden binde bir dilden gelen söz, lâ cerem,
"Gözlermisin sen benim" derse severken kes ümid,
Umma. Kendini görmeyip, gayriyi gören gözden kerem,
Düş tevekkül bâbına yalvar mücibüt dâvete,
Git gide her işin başı, dayanır bir hikmete.
Çaresiz kalan Padişah, Reşit Paşayı tekrar sadrazamlığa getirince Seyrani sultanına darılıp sarayı terk eder. Ne yazık ki İngiliz ve Fransız konsoloslarının askeri ataşeleri alıp padişaha baskı yaptıklarından habersizdir. Abdül Mecid Han, Seyraninin Terkib-i Bendinden etkilenip kız kardeşi Âdile Sultan’ın kocası damat Mehmet Ali Paşa’ya göz kırpar. O da Beşiktaş Askeri Rüştiyesini ve Beşiktaş’ta bulunan vatanperver cemiyetleri ayaklandırır. Reşit Paşa Yıldız Sarayından ihtişamlı bir şekilde çıkınca Develüzâde Kasım Paşa muhafız birliğini geri çeker. Reşit Paşa bando ekibi ve maiyetiyle Barbaros Hayreddin Paşa müzesinin önüne geldiğinde linç girişimine uğrar. Maiyetinin himayesi altında Beşiktaş’ta ikamet eden oğlunun köşküne sığınır.
Bunu hazmedemeyen Reşit Paşa halka daha çok zulüm edince Seyrani de Âşıklar kahvehanelerinde ve meydanlarda bütün taşlama şiirlerini gür sesiyle söyleyip saraydaki entrikaları deşifre eder. Yaptırımlardan haberi olmadığı için halkın önyargılarına kapılarak sadrazamı, içişleri bakanını ve padişahı dayı-amca gibi lafızlarla hicveder.
Gelmez artık, şu dünyanın iyisi,
Vezir olmuş, hâs ahırın seyisi,
Kurdun dayısıdır, itin emmisi,
Sürüyü güdecek çoban kalmadı.
Sadrazam, derhal halkı galeyana getiren halk âşıklarının tutuklanmasını emreder.
Neticede; Meclis Başkanı Koca Hüsrev Paşa’ya bir yıl, Ziya Paşa’ya sürgün, Âşık Miskini’ye üç yıl, Aşık Ruhsati’ye beş yıl hapis, Aşık Seyraniye de idam cezası verilir ve infaz akşamı Develüzade Kasım Paşa’nın planlarıyla Seyrani Halep’e giden bir kervana katılarak gemiyle İskenderun’a kaçırılır.
(Devamı Haftaya)