Mareşal Fevzi Çakmak’ın Kara Müftü’yü Ziyareti
Kara Müftü; Fevzi Numan Cebeci, Develi’nin Ebû Hanifesi: Ahmed İslamoğlu Hocam Anlatıyor / Prof. Dr. Lütfullah Cebeci Hoca’mın katkılarıyla düzenlenen yazımız.
Develi’de Kara Müftü (Fevzi Numan Cebeci) Hocam vardı. Hayli yaşlıydı. O devirlerde biz ise çocuk yaştayız. Bizim ilim tahsiline başladığımızda Kara Müftü Hocamız, hoca efendilere tefsir-hadis okutuyordu. Biz de Kara Müftü Hocamın derslerini takip ederdik. Sükût ehliydi merhum. İmam Azam Efendimiz gibi adı da “Numan”dı ve kısa boyluydu, fakat cihânı dolduracak ilim ve cesareti vardı. Merhum Kara Müftü Hocamız, Nakşîbendî tarîkatına mensuptu. Muhammed Erbilî hazretlerine müntesîb idi. Cezbeli (mânevî heyecanı yüksek) idi. Çok mütevâzi ve vakûr idi. Ehl-i sükûn idi. Develi’nin Ebû Hanife’si idi.
Gözleri zayıfladıktan sonra, bir gün: “Develililer, benden vaaz istiyorlar. Benim ise gözlerim zayıfladı. Kitabı seçemiyorum. Kitaba bakmak da istemiyorum. Kitaba bir defa bakardım, ikinci defa bakmaya ihtiyaç duymadan cemaate aktarırdım. Develililere vasiyet ediyorum. Ben ölünce kabrimin yanına bir kabir daha kazılıp kitaplarım oraya defnedilsin” demişti. (Hacı Eyüp amcam vefat ettikten sonra kitaplar, amcaoğlum Prof. Dr. Lütfullah Cebeci hocamda, emin ellerde.)
Bir zaman sonra da oğlu Eyyûb’u kastederek: “Bizim Eyyûb okuyacak duruma geldi. Artık kitaplarım defnolunmasın” dedi. Kelle Gidecek Hakikati Haykıracağım O zaman Develi Emniyet Müdürlüğü, Çarşı Camiinin tam karşısındaydı. Kara Müftü Hocam, Ramazan-ı Şeriflerde ikindiden sonra sohbet ederdi. Çok defa yaşını başını almış, bir halk partili kodaman, vaazdan sonra yemez içmez emniyete-savcılığa gider: “Hoca şunu dedi. Hoca bunu dedi” diyerek Hocaefendi’yi şikâyete gider. Eğer savcının veya kaymakamın biraz dîni, imanı varsa, dinler geçerdi. Yine öyle bir şikâyet hâdisesinden sonra idi herhâl emniyete çağırmışlar. Kara Müftü Hocam, Emniyetten gelir gelmez doğruca kürsüye çıktılar. Vaaz mukaddimesini (başlama dualarını) okumadan önce: “Ulan gavur şikâyet ettin de neyin arttı? Seksen yaşından sonra bir daha mı yaşayacağım. Bana ihbarla, şikâyetle hakkı ketm mi ettireceksin (gizleteceksin)? Ağzımı kapatıp susturacak mısın? Kelle gidecek, hakikati haykıracağım” demişti. Ondan sonra başladı vaaz mukaddimesini okumaya… Vaaza başlayınca da zaten deryalar gibi dalgalanırdı…
Meteris Camiine Asılan Afiş:
Cesaret ve Celâdet Sahibi Bir Zât Bir gün Merhum Kara Müftü Hocam Meteris Camiinde namaz kılıyor. O zaman Menemen olayları sebebiyle ulemanın zor günler geçirdiği sıralardı. Meteris Camiinin duvarına, üzerinde koç resmi olan ve “zekât ve fitrelerinizi tayyare cemiyetine verin” diye bir afişi asılmış görünce: “Bunu hangi dinsiz buraya asmış!” diyerek bastonu çeker, afişe takıp yırtar. Mübarek çok cesurdu. Boyu ufak-tefekti ya, cihanı dolduran iman-ilim ve cesareti vardı. Bunu duyan memur gitmiş Kayseri Ağır Ceza’ya Hoca Efendi’yi şikâyet etmiş. Yirmi iki tane de yalancı şahit bulmuşlar. Mübarek Hocam, yaz-kış Erciyes Tekir’den Kayseri’ye mahkeme için gidip gelmişler.
Bu hâdiseden sonraki mahkeme neticesinde mübarek hocam altı sene Ankara Haymana’ya sürgüne gönderilmiş. Yakayı ancak, öyle kurtarmış.
Mareşal Fevzi Çakmak’ın Haymana’da Kara Müftü’yü Ziyareti:
Ulemaya hürmet ve hizmet eden Mareşal Merhum Mareşal Fevzi Çakmak, bir vazife için Haymana’ya uğradığında, kendisini makamında ziyaret etmiş. Bu ziyaret hâdisesini Kara Müftü Hocamdan dinlemiştim: “Ankara- Haymana müftüsü iken Merhum Mareşal Fevzi Çakmak Erkan-ı Harbiye Reisi Haymana’ya ziyarete gelmiş. Müftülükte, bizi de ziyaret etmişlerdi. Kendisi hürmetle elimi öptü. Koltuğa oturmalarını teklif ettim. “Tövbe tövbe Hocam! Orası sizin hakkınız. Biz kim oluyoruz ki müftülük makamına oturalım. Oraya oturmak bizim hak ve haddimiz değildir” diyerek koltuğa oturmadı. Odadaki bir sandalyeye oturdu. Benim kendisine ikram etmem gerekirken de: “Hocam ne emredersiniz? Çay mı? Kahve mi? Ulemamıza hizmet ve hürmeti bizim yapmamız lâzım” dedi ve çay-kahveyi kendisi ısmarladı Mareşal merhum.” Kabri pür nûr olsun… Haddizâtında Mareşal Hazretleri şer’an vilâyet müftülüğü yapacak durumdaydı. Merhum Babaannesi âlime bir hanımefendi olduğu için şer’an müftülük yapacak derecede ferâiz ilmine (Miras Hukuku) varıncaya kadar ulûm-ı şer’iyyeyi kendisine okutmuş. Üstazlarımız ondan bahsederken “Mareşal Fevzi Çakmak Hazratları” diye yâd ederlerdi. Tarîkat ihvânı arasında ona birinci Reis-i Cumhur denilirdi. Kendisi, Avrupa’ya ziyarete veya harbe gideceği zaman Kelâmî Dergâhı’na uğrar Muhammed Es’ad Erbilî Hazratlarının mübarek elini öper, duasını alır, öyle gidermiş seferlere…
Kara Müftü Develi Cami-i Kebir’de Vaaz Ediyor:
Kara Müftü’nün Ağzı Açılmış 1948’in Mart’ında bir Cuma günüydü. O zaman henüz biz terzi çırağı idik. Esnaf’tan alel acele dükkanının kepengini kapatan son sürat koşuyordu. Yaz sıcağında, koyunun suya koştuğu gibi… Bugünkü Develi çarşı camiinin olduğu yerden aşağıya doğru koşar adımlarla gruplar halinde akın ediyorlardı. Komşu esnaflardan bir amcaya: “Hayırdır, nereye gidiyorlar” diye sordum. Onun da: “Kara Müftü’nün ağzı açılmış, vaaz yasağı kaldırılmış. Bugün Cami-i Kebir’de Cuma vaazı edecekmiş. Halk ona hücum ediyor, oraya koşuyor” dediğini şimdiki gibi hatırlıyorum. Çünkü bir ara Kara Müftü Hocam’ın vaaz vermesi yasaklanmıştı. Beş Sene Evvel Elime Geçseydin! 1953 senesinin şubat ayı idi, Allâh u âlem 10 Şubat’tı. Merhum mahdumları Hacı Eyyûb Cebeci, Demirci Mehmed Toklu ve Yahyalılı Mehmed Bilici Hoca efendilere tefsir, hadis, akaid ve ferâiz gibi ulûm-ı âliyye-i islâmiyye’yi okutuyor, biz de dinliyor idik. Onlara Tefsir’den Hâzin-i Şerîf, hadisten el-Câmiu’s-Sağîr, akaidden Kaside-i Nûniyye ve ferâiz okuturdu. İlkokulun durumu üniversiteye göre neyse Kara Müftü Hocamdan ders okuyanların yanında bizim durumumuz da öyle bir şeydi. Biz mukaddimelerdeyiz. İşin başındayız. İçimizdeki ilim iştiyakını gördükçe Kara Müftü Hocam: “Âh, Ahmedim! Beş sene evvel elime geçecektin” derdi. Biz de; “Âh, Hocam! Asıl beş sene evvel siz bizim elimize geçseydiniz” diye hayıflanırdık. Elhamdülillah onun önünde Cenâb-ı Hak bizi kürsüye çıkardı. Hocam, ibarelerdeki bazı hatalarımızı düzeltirdi. Mesela: Bir defasında, herhâlde Maviler Camiinde bir cuma vaazıydı. El-Câmiu’s-Sağir hadislerinden;
“Allah’tan hakkıyla hayâ ediniz. Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başını ve düşünceleri (yanlış düşüncelerden) koruman, mideni ve ona bağlı organlarını (haramdan) koruman, ölümü ve çürümeyi hatırlamandır, yani hiç aklından çıkarmamandır.)” (Timizi, Kıyamet, 20; Müsned, 1, 387; Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, 973.) Hadis-i Şerif’in sonundaki “bilâ”yı bir türlü yerine oturtamamıştım. “Bela”mı, “bilâ”mı? “Belâ” ise belâ, “bilâ” ise “çürüme” manası. Mânâ da bizi sıkıştırıyordu. Merhum Kara Müftü Hocam ön safta oturuyordu. Durumu idrâk etti; anladı ve hemen ben oraya gelince. “Bilâ” dedi, “çürüme” manasında. Bize acemiliğimizde böyle destek verirdi. Rûhu pûr fütûhu nûr olsun. Kara Molla Beni Perişanlatır Kara Müftü Hocam çok zekî idi.
Kara Müftü Hamurculu Osman Efendi’nin Talebesi :
Talebelerine ders okuturken bir ara: “Altmış dört sene evvel bugün Kayseri’de Hamurculu Osman Efendi’den icâzetnâme almıştım. O günden bugüne öğrendiklerimin bir kelimesini bile unutmadım” demişti. Yine: “Yaşım seksene dayandı. Çalışsam Allah’ın izni ile bir saatte bir sahife Kur’ân-ı Kerim ezberleyebilirim” derdi. Yine kendisi anlatırdı: Kayserili Hamurculu Osman Efendi’de on sene tahsîl-i ilimde bulundum. Kitapları ikmal ettim. Günün şartlarına göre medreselerde okunan kitap ve ilimleri okudum, icâzet aldım.
Elvedâ için hocamın hanımına uğradığımda Hanım Anne: “Kara Molla! Sana hakkımı helal etmiyorum. Hocan on sene “Kara Molla yarın derste beni perişanlatır” diye sabahlara kadar rahat uyumadı. Bana on sene dul hayatı yaşattın” demişti. Bu Hınzırı İçmesem… Kara Müftü Hocam, devrin kutbu’l-irşâdı nakşî meşâyıhından olup şeyhu’l meşâyıhlığı devrin Padişâhı V. Mehmed Reşad Hân tarafından tasdik edilerek İstanbul Kelâmî dergâhına resmen tayin edilen ve padişah tarafından büyük ihtirama mazhar olan Muhammed Es’ad Erbilî Kuddise Sirruhû hazretlerine bağlı idi. Hocam ekseri öğle ve ikindi namazlarını, inşaasına muvaffak olduğu Develi Çarşı Camiinde kılar ve cemaat duyasıya nakşibendî silsile-i celîlesini açıktan okurdu. Merhum Kara Müftü Hocamın cihânı dolduracak îmânî celâdeti ve ilmi vardı. Fakat sigaraya müptelâ idi. “Şu hınzırı içmesem haramdır, diyeceğim ama kendim de içtiğim için diyemiyorum” derdi. Günahtır Ucbun Devâsı Sene 1955 idi.
Hacı Sami Efendi Yeşilhisar İçmecelerinde Kara Müftü ile :
Zamanın en mümtaz mürşid ve âlimi olan Adanalı Hacı Mahmud Hakkı Sâmî Ramazanoğlu (kuddise sirruhû) Hazretleri, Yeşilhisar İçmece’lerini teşrif etmişti. Hemen hemen Kayseri ve civarında bulunan ulemâ-yı kirâm hazerâtı da oradaydı. O gün Yeşilhisar İçmece’si tarifi imkânsız nûrânî ve rûhânî bir âleme bürünmüştü. O zaman Kara Müftü Hocam da Sâmî Efendi Hazretlerini ziyarete gelmişlerdi. Merhum Kara Müftü Hocam, ebced talebesi gibi iki dizinin üzerine oturmuş sohbet dinliyordu. Kendisi seksen altı yaşında vefat ettiğine göre vefatından 4 sene önce 1955’te o zaman 82 yaşlarındaydı. O gün, İçme’yi dolduracak şekilde hüngür hüngür ağlayarak; “Efendi Hazratları! Elli beş senedir nefsime tâbi oldum şu habîse (sigara) müptela oldum bırakamadım. Himmetinizi bekliyorum” dedi. Ama iki büklüm olduğu halde hıçkırığı etrafı dolduruyordu. Hacı Sami Efendi Hazratları da: “İyi olur inşaallah Numan Efendi, iyi olur inşaallah!” diyorlar hiç büyütmüyorlar, onu tesellî ediyorlardı. Hani, “Günahtır dâ-i ucbin ey birader hoş devası” Anın içün oldu mü’minler günahlar mübtelası” buyurur Kuddûsi Veli Hazratları ya... “Ucûb” derdinin yani; amelini, ilmini, kendini beğenme derdinin bir tek devası varmış. O da az çok günahkârlıkmış. İşte o sigara ile bütün ilim benliğini, kibir ve gururunu yıkamışlar da onun için Efendi Hazratları hiç telaşa kapılmadan: “İyi olur, Hacı Numan Efendi iyi olur” diye buyurmuşlar.
Hacı Sami Efendi’nin Kara Müftüyü Ziyareti:
Merhum Fıraktınlı Asker Hocam İbrahim Tuna’dan çok dinlemiştim. Bir defasında Hacı Sami Efendi Hazretleri Kayseri’den Adana’ya geçerken Yavaş’a gelince maiyetine (yanındakilere): “Şuradan Develi’ye dönelim, Hacı Numan Efendiyi ziyaret edip yolumuza öyle devam edelim” diyerek ziyarete gelirler ve ayrılmak için izin istediklerinde Merhum Müftü Hocam: “Efendi Hazretleri bu gece misafirim olmazsanız kendimi öldürürüm” der ve Sami Efendi Hazretlerini o gece Develi’de kalmaya mecbur bırakırlar. Mübarek hocam ciddiyet ve vakarına binâen pek mütevazı idi. Hele Allah dostlarına karşı tevâzuları tefânî (onlarda fanileşme) derecesinde idi. Rûhu pür, fütûhu nûr olsun… Kara Müftü hocamın sigarası hiç kokmazdı. “Tavus kuşu”nun hesabı, onun ilim benliğinin yıkılması için sigara ibtilasıyla mübtelâ kılınmıştır.
Develi’deki Maviler Camii ve eski Çarşı Camii tamamıyla Müftü Hocamın eserleridir:
İkisini de temelden yıktırıp yeniden inşâ ettirmişti. Çarşı Camii 1946’da yıkılıp yapılmaya başlandı ve inşaatı 1948’in kış sonlarında bitmişti. Caminin mihrabının yapımı ise 1948’in kış aylarında yaşlı Kalfa Süleyman Unutulmaz Usta tarafından camiin içinde betondan dökülüp yapılmıştı. Müftü Hocam o ihtiyar halinde yaz kış demeden yardım toplar, sık sık camide sergi serilir. “Delikli para atmayın ha!... “Diye de cemaate tembihte bulunurdu. O zaman delikli yüz paralar (iki buçuk kuruşlar) vardı. Bunun manası “az vermeyin, daha çok verin” demekti. Yardım talebinde bulunurken de kürsüden şu beyti sık sık tekrar ederdi: Haram helâl ye gidi Sen kazandın el yedi Sen kazan da el yesin Sen topuzu ye gidi… Ulemânın Gülü Gitti Kara Müftü Hocam seksen altı yaşında vefat etti. Vefat ettiğinde ben askerdeydim.
Hacı Hasan Efendi Üstazımız onun için on dört beyitlik bir mersiye yazmıştı. 1872 doğumlu olup 12 Nisan 1959 Pazar günü vefat eden merhum Kara Müftü Hacı Nûman Efendi’ye Yahyalı’dan Talebesi Hacı Hasan Dinç Efendimiz tarafından yazılan mersiye-medhiye ve evlatlarına ta’ziye şöyleydi:
MERSİYE/MEDHİYE/ TAZİYE:
Acı bir haber isneyn gecesi,
Bütün ulemânın sinde yücesi,
Asrın iftiharı Müftü Hocası,
Camide Kürsünün bülbülü gitti.
İlm-ü irfan ile dolmuştu döşü,
Havf-i İlâhîden titrerdi başı,
Kaybettik seni ey âlem güneşi,
Hakîkat bahçesinin gülü gitti.
Rihleti üstâzla yandı özümüz,
Nasıl kan dökmesin iki gözümüz,
Medhin olacaktır gayrı sözümüz,
İlm-i arabînin has dili gitti.
Ne güzel eserler bıraktın bize,
Cami, minareler çarpıyor göze,
Tüm Develililer minnettâr size,
Müessese-i hayrın hoş gülü gitti.
Kalemdâr evlâdın yanıyor özden,
Allah’ımızın sevgili kulu gitti.
Evlâdın ahfâdın, taleben ağlar,
Kesret-i cemâat ciğerin dağlar,
Haberin işitti sol ile sağlar,
Âlem-i ırmağın bol seli gitti.
Dîni sevenlerin yandı yüreği,
Müteessir eyledin yakın ırağı,
Firdevs cenneti olsun son durağı,
Muhammed Mustafa’nın sağ kolu gitti.
Bir âlim ölürse ölürmüş âlem,
Vasfını yazamaz binlerce kalem,
Üç ihlas fâtiha, salıyorum selam,
Dünyadan ahirete nûr yolu gitti.
Âlem-i dünyada görgüler gördü,
Safây-ı derûnda seksene erdi,
Sen değil kabre tefsirler girdi,
Bütün müfessirlerin serdârı gitti.
Kalplerde dolanırsın, kayıpsın gözden,
Cümlemiz şefaat bekleriz sizden.
(15.04.1959/ Kara Müftünün vefatından üç gün sonra yazılmıştır.)
Kaynak: Develi Belediyesi Kültür Yayınları/Develinin Manevi Mimarları (20 Kasım 2025- Çağdaş Develi/Önder Ofset.) Ahmed İSLAMOĞLU.