Sabah saat altı…
Şehir henüz uyanmamıştı.
Sokaklar sessiz, gökyüzü gecenin son mavisini taşıyor, güneş ise Erciyes'in ardından usulca doğmaya hazırlanıyordu. Böyle bir saatte yola çıkmanın insanı yoran değil, aksine dinlendiren bir tarafı vardır. Çünkü günün en güzel saatleri, çoğu zaman uyuyanlara değil; keşfetmeyi sevenlere aittir.

O sabah rotamız, Kayseri'nin belki de en sessiz ama en çok şey anlatan yerlerinden biri olan Koramaz Vadisiydi.
Eyüp Karaköse'nin mihmandarlığında; Ali Korkmaz, Ahmet Akkaş, Musa Kökenek ve ben, vadinin girişinde buluştuk. Kimsenin acele etmediği, telefonların sustuğu, sadece doğanın konuştuğu bir yolculuk başladı.
İlk birkaç dakika kimse fazla konuşmadı.
Çünkü bazen kelimeler, kuş seslerinin güzelliğini bozabiliyor.
Ağaçların arasından süzülen sabah ışıkları, serin rüzgârın yüzümüze bıraktığı ferahlık ve toprağın kendine has kokusu… İnsan fark ediyor ki doğa, hiçbir zaman gösteriş yapmadan büyülemeyi başarıyor.
Yaklaşık sekiz kilometre yürüdük.
Belki iki saat sürdü ama zaman kavramı çoktan geride kalmıştı.
Bir sincap aniden yolumuzun kenarında belirdi, birkaç saniye durdu, bize baktı ve sonra kayboldu. O an hepimiz gülümsedik. Belki de doğa, bizi misafir olarak kabul etmişti.
Koramaz Vadisi'nin en güzel yanı, insanı yalnız bırakmaması…
Her adımda yeni bir manzara, her virajda yeni bir hikâye çıkıyor karşınıza.
Bazen kayalara oyulmuş binlerce yıllık bir yaşam izi…
Bazen sessizce ayakta duran taş bir konak…

Bazen de yüzyıllardır aynı yerden akmaya devam eden bir su kaynağı…
Koramaz sadece bir vadi değil.
Adeta geçmişle bugünün el sıkıştığı kocaman bir açık hava müzesi.
Yaklaşık 12 kilometrelik bu doğal koridor, yüzyıllardır nice medeniyetleri ağırlamış. Belki aynı patikalardan tüccarlar geçti, belki çocuklar oynadı, belki de bugün hayranlıkla baktığımız kaya oyma evlerde insanlar bir ömür yaşadı.

Bu yüzden UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde yer alması tesadüf değil.
Korunması gereken sadece taşlar değil…
O taşların anlattığı hikâyeler.
Vadinin içindeki Ağırnas ise bambaşka bir dünya.
Taş evleriyle geçmişe açılan bir kapı gibi… Üstelik büyük usta Mimar Sinan'ın doğduğu topraklar olması, bu coğrafyanın değerini daha da artırıyor.
Bugün insanlar güzel manzaralar görmek için binlerce kilometre yol gidiyor.
Oysa bazen aradığımız huzur, yaşadığımız şehrin birkaç kilometre ötesinde bizi bekliyor.
Koramaz Vadisi de işte tam böyle bir yer…

Sessiz ama etkileyici…
Mütevazı ama unutulmaz…
Gösterişsiz ama hayran bırakan…
Şehir hayatına dönerken geriye dönüp son kez vadiye baktım.
İçimden tek bir cümle geçti:
"Teşekkürler Eyüp Karaköseİyi ki gelmişiz… "
Çünkü bazı yolculuklar varacağınız yer için değil, dönüşte içinizde bıraktığı huzur için yapılır.
Ve bazı vadiler vardır…

Haritalarda sadece bir isim olarak görünür.
Ama içine girdiğinizde, size hayatın aslında ne kadar güzel olduğunu yeniden hatırlatır.
Koramaz Vadisi, işte tam da öyle bir yer…