KARDEŞLİK SINAVDA: BAKÜ, ANKARA’NIN HASSASİYETLERİNİ UNUTTU MU?
Petrolün fiyatı var, kardeşliğin yok!
Bazı ilişkiler vardır; parayla ölçülmez, ticaretle hesaplanmaz, siyasi çıkarlarla açıklanamaz. Çünkü o ilişkilerin temelinde ortak tarih, ortak acılar, şehitlerin hatırası ve milletlerin birbirine duyduğu güven vardır. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik de işte böyle bir bağdır. Ancak bugün sorulması gereken soru şudur: Siyasi çıkarlar, kardeşlik hukukunun önüne mi geçiyor?
Hocalı’da yaşanan acıyı yüreğinde hisseden, Karabağ mücadelesini yakından takip eden ve Azerbaycan’ın sevincini kendi sevinci bilen milyonlarca insan için bu soru sıradan bir diplomatik tartışmadan ibaret değil. Bu, doğrudan doğruya güven, vefa ve karşılıklı saygı meselesidir.
İlham Aliyev yönetiminin İsrail ile ilişkileri, tam da bu noktada ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Hocalı’nın acısı unutulmadı, Gazze’nin feryadı duyuluyor
Hocalı Katliamı, Azerbaycan halkının hafızasında silinmeyen bir yara. Yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği o trajedinin acısı, yıllardır Türkiye’de de paylaşılıyor. Hocalı denildiğinde yalnızca bir tarih hatırlanmıyor; masum insanların yaşadığı büyük bir felaket ve ortak hafızaya kazınan bir insanlık dramı akla geliyor.
Bugün Gazze’de yaşanan sivil kayıplar da aynı insanlık vicdanını harekete geçiriyor. Kadınların, çocukların ve masum sivillerin hayatını kaybettiği bir ortamda İsrail yönetimiyle kurulan yakın ilişkiler, Türkiye’de haklı soruların ve siyasi eleştirilerin gündeme gelmesine neden oluyor.
Asıl soru şu: Kendi tarihinin acılarını unutmayan bir yönetim, başka coğrafyalarda yaşanan acılar karşısında nasıl bir tutum sergilemeli?
Hocalı’nın acısı da Gazze’nin feryadı da insanlığın ortak vicdanına sesleniyor.
Petrol ve doğalgazla kardeşlik ölçülür mü?
Azerbaycan ile Türkiye arasındaki enerji iş birliği, iki ülkenin ekonomik ve stratejik ilişkilerinde önemli bir yere sahip. Ancak ekonomik gücün siyasi üstünlük aracı olarak kullanıldığı yönündeki tartışmalar, kardeşlik ilişkisinin niteliğini de sorgulatıyor.
Türkiye’nin Azerbaycan’dan aldığı enerji kaynaklarının bedelini ödediği gerçeği ortadayken, ekonomik ilişkilerin bir üstünlük meselesine dönüştürülmesi doğru mu?
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ticaretin her iki ülkeye de fayda sağlaması doğaldır. Fakat ekonomik çıkarların iki halkın tarihsel bağlarını gölgede bırakmasına izin verilmemelidir.
Enerjinin fiyatı hesaplanabilir. Kardeşliğin değeri ise faturaya yazılamaz.
Karabağ’ın hatırası, bugünün tartışmalarından bağımsız değil
Karabağ mücadelesi, Azerbaycan halkı için yalnızca askerî bir başarı değil; yıllarca süren özlemin, kayıpların ve fedakârlıkların simgesidir. Türkiye’de de bu mücadele yakından takip edilmiş, Azerbaycan’ın yaşadığı sevinç ve acılar geniş kesimler tarafından paylaşılmıştır.
Karabağ şehitlerinin ve gazilerinin yakınlarının madalyalarını iade ettiğine ilişkin iddialar da Azerbaycan yönetiminin dış politika tercihlerine yönelik tartışmaları beraberinde getiriyor.
Asıl mesele, geçmişte verilen fedakârlıkların hatırasının bugünün diplomatik tercihlerinde ne ölçüde dikkate alındığıdır.
Şehitlerin hatırası, günlük siyasetin üzerinde bir sorumluluk duygusu gerektirir.
Türkiye aynı şeyi yapsaydı Bakü ne derdi?
Dış politikada her ülke kendi çıkarlarını gözetir. Azerbaycan’ın da başka ülkelerle diplomatik, ekonomik ve askerî ilişkiler kurma hakkı vardır. Ancak yakın müttefiklerin tarihsel ve siyasi hassasiyetlerini dikkate almak da karşılıklı güvenin önemli bir parçasıdır.
İşte tam bu noktada şu soru anlam kazanıyor:
Türkiye, Azerbaycan’ın hassasiyetlerini göz ardı ederek Ermenistan’la yakınlaşsaydı, Bakü yönetimi nasıl bir tepki verirdi?
Bu soru, yalnızca iki ülkenin dış politikasını karşılaştırmak için değil, karşılıklı beklentilerin ne kadar dengeli olduğunu anlamak için de soruluyor.
Bir taraftan kardeşlik vurgusu yapılırken diğer taraftan karşı tarafın tarihsel hassasiyetlerinin önemsenmediği düşünülüyorsa, ortada çözülmesi gereken bir güven sorunu var demektir.
Aliyev’e açık mesaj: Kardeşlik tek taraflı olmaz!
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, hükümetlerin dönemsel tercihleriyle sınırlı değildir. Bu bağ, iki ülkenin halkları arasında kuşaktan kuşağa aktarılan tarihsel bir yakınlığa dayanır.
Kardeşlik, yalnızca zor günlerde hatırlanacak bir kavram değildir. Karşılıklı saygı, güven, samimiyet ve hassasiyet gerektirir. Bir ülkenin başka devletlerle kurduğu ilişkiler elbette kendi tercihidir; ancak bu tercihlerin müttefikler üzerinde oluşturduğu siyasi ve toplumsal etkiler de görmezden gelinemez.
Mesele yalnızca kimin kiminle dost olduğu değil, kardeşlik denilen kavramın ne kadar karşılıklı yaşatıldığıdır.
Aliyev Efendi, dostluk ve kardeşlik parayla alınıp satılmaz!
Türkiye, Azerbaycan’ın hassasiyetlerini hiçe sayarak Ermenistan’la yakınlaşsaydı, Bakü yönetimi ne hissederdi?
Öyleyse mesele açık: Kardeşlik, yalnızca sözle değil, karşılıklı anlayış ve güvenle yaşatılır.
Düşmanımıza dost olan, bize gardaş olur mu?