Dünyada her yıl yaklaşık 1,5 milyon kadına jinekolojik kanser tanısı konulurken, yaklaşık 700 bin kadın bu hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor. Ülkemizde de her yıl yaklaşık 15 bin kadında jinekolojik kanser teşhis ediliyor. Acıbadem Ataşehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Engin Çelik, “Tarama programları sayesinde rahim ağzı kanserinin dünyada ve ülkemizde görülme sıklığının giderek azaldığı, bunun aksine rahim kanserinin ise obezite artışına bağlı olarak sıklığının yıllar içerisinde arttığı gözlenmektedir” diyor.  Jinekolojik kanserlerin gelişiminde ilerleyen yaş ve genetik yatkınlığın yanı sıra yaşam tarzı alışkanlıkları ve çevresel faktörler gibi birçok etken rol oynayabiliyor. Risk faktörleri kanserin türüne göre değişiklik gösteriyor. Örneğin HPV (Human Papilloma Virus) rahim ağzı kanserinde, obezite ise özellikle endometrium kanserinde öne çıkıyor.  Doç. Dr. Engin Çelik, kişisel risk değerlendirilmesinin ve uygun taramaların yapılmasının jinekolojik kanserlerde yaşamsal önem taşıdığını vurgularken, “Ayrıca sigara kullanımı ve kötü beslenme alışkanlığı gibi hatalı alışkanlıklardan kaçınılması da son derece önem taşımaktadır” diyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum / Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi Uzmanı Doç. Engin Çelik, 20 Eylül Dünya Jinekolojik Kanserler Farkındalık Günü kapsamında jinekolojik kanser riskini artıran en önemli 4 etkeni anlattı; korunma ve erken tanıya yönelik önemli önerilerde bulundu.  

 

 

HPV ENFEKSİYONU  

HPV (Human Papilloma Virus) enfeksiyonu,  rahim ağzı kanserinin en önemli nedenini oluşturuyor. HPV’nin 200 farklı tipi bulunuyor ve çoğu herhangi bir sağlık sorununa yol açmıyor.  Virüslerin yaklaşık yüzde 90’ı  genellikle herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan bağışıklık sistemi tarafından 1-2 yıl  içinde temizleniyor. Ancak yüksek riskli HPV tiplerinden özellikle HPV 16 ve HPV 18’in neden olduğu kalıcı enfeksiyonlar rahim ağzındaki hücrelerde yıllar içinde kansere dönüşebilen değişikliklere yol açabiliyor.

Ne yapmalı?  Doç. Dr. Engin Çelik, rahim ağzı kanserine karşı 21 yaşından itibaren PAP smear (rahim ağzı sürüntüsü) testinin önerildiğini belirterek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Rahim ağzı kanseri taramasında hedef, kansere dönüşebilecek öncül lezyonların tespit edilmesidir. Yapılan küçük bir operasyonla bu kanser öncüsü lezyonlar vücuttan çıkarılmaktadır. Ülkemizde HPV taramasının da 30 yaşından itibaren yapılması tavsiye edilmektedir.  Bunların yanı sıra rahim ağzı kanseri aşısıyla bu kanser türü yüzde 90 oranında önlenebilir. Kansere karşı koruyuculuğun en yüksek düzeyde olması için aşının 15 yaşından önce yapılması önem taşımaktadır.”  

 

OBEZİTE VE KÖTÜ BESLENME

Obezite ve kötü beslenme, özellikle endometrium kanseri olmak üzere jinekolojik kanser riskini arttıran önemli faktörler arasında yer alıyor.   Bunun temelinde yağ dokusunun vücudun hormonal ve metabolik dengesini değiştirmesi yatıyor. Vücuttaki yağ dokusu miktarının artması, östrojen düzeyinin yükselmesine ve rahim içi tabakasındaki hücrelerin daha fazla uyarılmasına neden olabiliyor.  Obezite aynı zamanda insülin direnci ve kronik inflamasyonla da ilişkili. Yüksek insülin, hücrelerin çoğalmasını destekleyen mekanizmaları etkileyebilirken, uzun süreli inflamasyon da hücrelerin davranışlarını değiştirebiliyor.  Obezitenin yanı sıra aşırı şeker, gıda katkıları ve pestisitler gibi endüstriyel ve işlenmiş gıdaların  tüketiminin de jinekolojik kanser riskini artırdığı düşünülüyor. 

Ne yapmalı?  Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler ve zeytinyağının ön planda olduğu Akdeniz tipi beslenmeye özen gösterin. İşlenmiş gıdalar ve aşırı şeker tüketiminden de mümkün olduğunca uzak durmanız önem taşıyor. 

 

SİGARA 

Sigara, özellikle rahim ağzı kanseri açısından önemli bir risk faktörü olarak kabul ediliyor. Tütün dumanında bulunan zararlı kimyasallar,  rahim ağzı hücrelerinde DNA hasarına yol açabilmenin yanı sıra Human Papilloma Virüsü’nün bağışıklık sistemi tarafından temizlenmesini de zorlaştırarak kanser oluşumuna neden olabiliyor. 

Ne yapmalı? Sigara kullanıyorsanız mutlaka bırakın. Pasif içicilikten de mümkün olduğunca kaçının. 

 

GENETİK ETKENLER 

Jinekolojik kanserin oluşumunda genetik etkenlerin de rol oynadığı belirtiliyor. Örneğin, yumurtalık kanserlerinin en az dörtte birinin BRCA1 ve BRCA2 gibi bazı genlerdeki kalıtsal değişimler sebebiyle geliştiği biliniyor.

Ne yapmalı? Doç. Dr. Engin Çelik, “Jinekolojik kanserlere, özellikle de yumurtalık kanserine karşı, ailesinde ve akrabalarında kanser hikayesi olan kadınların düzenli kontrollerini aksatmamalarını ve gerekirse genetik testler yaptırarak risklerini belirlemelerini önermekteyiz.  İhtiyaç halinde yakın takip ve kanser gelişmeden önleyici cerrahiler uygulamaktayız” bilgisini veriyor.