CHP’li Aşkın Genç: Uzman erbaşlar kapsama alınmalı, mahkeme kararları etkisiz bırakılmamalı
TBMM Milli Savunma Komisyonu’nda görüşülen Uzman Erbaş Kanunu teklifine ilişkin konuşan CHP Kayseri Milletvekili Aşkın Genç, düzenlemenin yalnızca personel rejimine ilişkin teknik değişiklikler içermediğini; çalışma hakkı, hukuk güvenliği ve liyakat bakımından ciddi sonuçlar doğuracağını söyledi.
Genç, diş hekimi subaylara yönelik meslek icra yasağının AYM kararına rağmen yeni bir formülle sürdürüldüğünü, TSK’dan ayrılan subaylar için getirilen “her ne sebeple olursa olsun” ifadesinin farklı hukuki durumları aynı sonuca bağladığını belirtti. Sözleşmeli erbaş ve erlerin kamuya geçişine ilişkin düzenlemede uzman erbaşların kapsam dışında bırakılmasını ve sözlü sınav öngörülmesini de eleştiren Genç, göreve iade kararlarının kesinleşmeye bırakılmasına ise “Kişi dava açacak, mahkemeyi kazanacak ama görevine dönemeyecek. Mahkeme kararı var ama sonuç doğurmayacak” sözleriyle tepki gösterdi.
TBMM Milli Savunma Komisyonu’nda, Uzman Erbaş Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifi görüşüldü. Teklifte; tabip ve diş hekimi subayların yükümlülük sürelerini tamamlamadan ayrılmaları halinde meslek icrasına ilişkin sınırlamalar, Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ayrılan subayların yeniden muvazzaf olarak göreve alınmasına ilişkin hükümler, idari yargı kararlarının uygulanmasına yönelik istisnalar, sözleşmeli erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdamı gibi düzenlemeler yer aldı.
Komisyonda söz alan CHP Kayseri Milletvekili ve Milli Savunma Komisyonu Üyesi Aşkın Genç, düzenlemelerin önemli bir kısmının personel rejimi, hukuk güvenliği, çalışma hakkı ve liyakat ilkesi bakımından sorunlar içerdiğini belirtti. Genç, özellikle Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğinin tam olarak yerine getirilmediğini, bazı maddelerde ise idarenin takdir alanının genişletilerek hak kayıplarına yol açabilecek düzenlemeler yapıldığını ifade etti.
“Bu AYM kararına uyum olmaz”
Diş hekimi subayların yükümlülük sürelerini tamamlamadan ayrılmaları veya ilişiklerinin kesilmesi halinde meslek icra yasağı öngören 2’nci madde üzerine konuşan CHP’li Genç, düzenlemenin Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini karşılamadığını belirterek şunları söyledi:
“Teklif edilen metin, iptal edilen düzenlemeden farklı olarak sadece süreyi yeniden hesaplıyor. Ancak yaptırımın özü değişmiyor. Kişi yine belli bir süre diş hekimliği mesleğini icra edemiyor. AYM yalnızca ‘bu süre fazladır’ demedi. Tazminat sorumluluğuna ek olarak kişinin kamuda ya da özel sektörde mesleğini icra etmesinin engellenmesini ölçüsüz buldu. Şimdi biz aynı yaptırımı başka bir hesap yöntemiyle geri getirirsek, bu AYM kararına uyum olmaz.”
Genç, diş hekimliğinin doğrudan kamu sağlığıyla ilgili bir meslek olduğunu vurgulayarak, yetişmiş diş hekimlerinin meslekten uzaklaştırılmasının kamu yararına da aykırı olduğunu ifade etti:
“Diş hekimliği doğrudan kamu sağlığıyla ilgili bir meslektir. Bugün ülkemizde ağız ve diş sağlığı hizmetlerine erişimde ciddi sıkıntılar var. Vatandaş randevu bulmakta zorlanıyor. Genç diş hekimleri atanmayı bekliyor. Koruyucu diş sağlığı hizmetleri yeterince yaygın değil. Böyle bir tabloda yetişmiş bir diş hekiminin mesleğini icra etmesini engellemek, toplumun sağlık hizmetine erişimi bakımından da doğru değildir.”
“En sorunlu ifade ‘her ne sebeple olursa olsun’ ifadesidir”
TSK’dan ayrılan subayların yeniden muvazzaf olarak göreve alınamamasını düzenleyen 5’inci maddeye ilişkin de değerlendirmelerde bulunan CHP’li Genç, şunları kaydetti:
“Bu maddedeki en sorunlu ifade ‘her ne sebeple olursa olsun’ ifadesidir. Böyle geniş, mutlak ve ayrım yapmayan ifadeler, personel rejimi gibi hassas alanlarda ciddi hak kayıplarına yol açabilir.”
“Hukuken farklı durumda olan kişileri aynı sepete koymuş oluyorsunuz”
Ayrılma nedenlerinin birbirinden farklı olabileceğine dikkat çeken Genç, hukuken farklı durumda olan kişilerin aynı kapsamda değerlendirilmesinin adil olmayacağını belirtti:
“Bir subayın Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrılmasının çok farklı sebepleri olabilir. Kendi isteğiyle ayrılmış olabilir. Sağlık nedeniyle ayrılmış olabilir. Ailevi veya zorunlu sebeplerle ayrılmış olabilir. İdarenin bir işlemiyle ayrılmış olabilir. Hakkındaki işlem daha sonra mahkeme kararıyla hukuka aykırı bulunmuş olabilir. Olağanüstü koşullarda veya kurumsal süreçlerde ortaya çıkan nedenlerle ayrılmış olabilir. Şimdi bütün bu ihtimalleri tek bir cümleyle aynı sonuca bağlamak adil değildir. ‘Her ne sebeple olursa olsun’ dediğinizde, hukuken farklı durumda olan kişileri aynı sepete koymuş oluyorsunuz.”
“Bu düzenleme hangi somut ihtiyaçtan doğdu?”
Genç, maddenin şeffaflıktan uzak olduğunu belirterek şu soruları yöneltti:
“Bu düzenleme hangi somut ihtiyaçtan doğdu? Bugüne kadar TSK’dan ayrılıp yeniden muvazzaf hizmete alınan subaylarla ilgili hangi sorun yaşandı? Kaç kişiyi ilgilendiriyor? Mahkeme kararıyla haklılığı ortaya çıkanlar bu kapsamın dışında mı kalacak? İdarenin hatalı işlemiyle ayrılmak zorunda kalmış bir subay da bu yasağa tabi olacak mı? Bu soruların cevabı net değil. Bu nedenle maddeyi şeffaf bulmuyoruz.”
“Mahkeme kararları uygulanacak mı, uygulanmayacak mı?”
İdari yargı kararlarının uygulanmasını, bazı dosyalarda kararın kesinleşmesi şartına bağlayan 7’nci maddeye tepki gösteren Genç, düzenlemenin hukuk devletinin temel ilkelerine dokunduğunu belirterek şöyle dedi:
“Teklifin en önemli ve en sorunlu maddelerinden biri 7’nci madde. Bu madde ilk bakışta teknik bir idari yargılama usulü düzenlemesi gibi görünüyor. Ancak gerçekte hukuk devletinin en temel ilkelerinden birine dokunmaktadır. Mahkeme kararları idare tarafından gecikmeksizin uygulanacak mı, uygulanmayacak mı?”
“İdarenin işlem ve eylemleri yargı denetimine tabidir”
CHP’li Genç, hukuk devletinde mahkeme kararlarının idare tarafından uygulanmasının zorunlu olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:
“Hukuk devletinde bunun cevabı nettir. Mahkeme kararı uygulanır. İdare, mahkeme kararını beğense de beğenmese de yerine getirmek zorundadır. Çünkü idarenin işlem ve eylemleri yargı denetimine tabidir. Yurttaşın, kamu görevlisinin, askeri öğrencinin, personel adayının dava açmasının anlamı da budur.”
Genç, düzenlemenin göreve iade kararlarını fiilen etkisizleştireceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Şimdi bu maddeyle bu temel kurala çok geniş bir istisna getiriliyor. Güvenlik soruşturması, arşiv araştırması, terör iltisakı, 375 sayılı KHK’nın geçici 35’inci maddesi gibi başlıklarda verilen ve göreve iade sonucu doğuran mahkeme kararlarının uygulanması, kararın kesinleşmesine bırakılıyor.
Bunun pratik karşılığı şudur: Kişi dava açacak, mahkemeyi kazanacak, idarenin işlemi hukuka aykırı bulunacak ama kişi görevine dönemeyecek. Mahkeme kararı var ama sonuç doğurmayacak. İdare haksız bulunmuş olacak ama haksız işlemin sonucu devam edecek. Bu haliyle bu maddeyi kabul edemeyiz.”
“Uzman erbaşlar kapsam dışında bırakılmıştır”
Sözleşmeli erbaş ve erlerin kamu kurumlarında istihdamına ilişkin 14’üncü madde üzerine de konuşan Genç, düzenlemenin ilke olarak doğru bir başlık taşıdığını ancak eksik olduğunu ifade etti. Genç, uzman erbaşların kapsam dışında bırakılmasına itiraz ederek şunları söyledi:
“Bu madde ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde yıllarca görev yapmış, disiplin içinde çalışmış, zor şartlarda hizmet etmiş sözleşmeli erbaş ve erlerin kamu hizmetinde değerlendirilmesi gerektiğini biz de ifade ediyoruz. Bu insanlar genç yaşta, önemli bir tecrübe biriktirerek görevlerinden ayrılabiliyorlar. Devletin bu tecrübeyi görmesi, bu insanlara ikinci bir kamusal kariyer imkanı tanıması doğru bir yaklaşımdır. Ancak önümüzdeki düzenleme bu haliyle eksiktir.
Uzman erbaşlar kapsam dışında bırakılmıştır. Oysa uzman erbaşlar da Türk Silahlı Kuvvetlerinde yıllarca görev yapmış, sahada bulunmuş, disiplin ve görev tecrübesi kazanmış personeldir. Sözleşmeli erbaş ve erleri kamu hizmetine kazandırmayı doğru buluyorsak, aynı mantığın uzman erbaşlar bakımından da düşünülmesi gerekir.”
Geçtiğimiz yıl verdiği kanun teklifinde bu konuyu gündeme getirdiğini hatırlatan Genç, söz konusu düzenlemenin daha kapsayıcı hale getirilmesi gerektiğini belirtti:
“Ben bu konuyu geçtiğimiz yıl verdiğim kanun teklifinde de gündeme getirmiştim. Orada hem uzman erbaşların hem de sözleşmeli erlerin, özellikle kamunun ihtiyaç duyduğu alanlarda değerlendirilmesini önermiştim. Dolayısıyla bugün burada söylediğimiz yeni bir şey değil.”
“Daha güçlü ve uygulanabilir bir mekanizma kurulmalıdır”
Genç, 14’üncü maddede öngörülen yüzde 10 kontenjan sınırlamasının yetersiz kalabileceğini ifade ederek şunları söyledi:
“Getirilen yüzde 10 kontenjan sınırlaması düzenlemenin etkisini zayıflatabilir. Kamu kurum ve kuruluşlarının yalnızca belirli kadro ve pozisyonlarda yapacağı alımların yüzde 10’unu bu kapsama ayırması, sahadaki ihtiyacı karşılamaya yetmeyebilir. Bu personelin sayısı, hizmet geçmişi ve kamuya kazandırılma ihtiyacı dikkate alındığında, daha güçlü ve uygulanabilir bir mekanizma kurulmalıdır.”
“Sözlü sınav konusu en fazla tartışma yaratan alanlardan biridir”
Düzenlemede sözlü sınav öngörülmesini de eleştiren Genç, bu personelin zaten görev geçmişi ve nitelik belgeleriyle değerlendirilebileceğini söyledi:
“Bu personel zaten yıllarca görev yapmış, disiplin durumu, sicili, görev performansı, nitelik belgesi belli olan personeldir. Böyle bir personeli yeniden sözlü sınav tartışmasının içine sokmak doğru değildir. Türkiye’de sözlü sınav konusu kamu personel alımlarında en fazla tartışma yaratan alanlardan biridir. İnsanların aklına çoğu zaman liyakat değil, torpil ve subjektif değerlendirme ihtimalini getirmektedir.”

