AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) Üyesi, Kayseri Milletvekili Dursun Ataş’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Mesajı

Türk milletinin tarih boyunca taşıdığı bağımsızlık ve devlet kurma iradesinin en önemli tecellilerinden biri olan Cumhuriyetimizin 103. kuruluş yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla idrak ediyoruz.

Genel - 28-10-2026 13:07

“Cumhuriyet, binlerce yıllık devlet geleneğimizin ve bağımsızlık irademizin bugünkü adıdır”

Türk milletinin tarih boyunca taşıdığı bağımsızlık ve devlet kurma iradesinin en önemli tecellilerinden biri olan Cumhuriyetimizin 103. kuruluş yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla idrak ediyoruz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'i ilan etmesi, Türk milletinin tarih boyunca taşıdığı bağımsız yaşama iradesinin, Millî Mücadele'nin zaferiyle yeniden devlet iradesine dönüşmesinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Bu tarih; binlerce yıllık devlet geleneğini, vatan ve millet şuurunu, bağımsız yaşama iradesini ve Millî Mücadele'nin eşsiz fedakârlığını Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında geleceğe taşıdığımız tarihî bir dönüm noktasıdır.

Bu vesileyle Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, Millî Mücadele'yi sevk ve idare eden Gazi Meclisimizin bütün mensuplarını, vatanımızın istiklali ve devletimizin bekası uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum.

 “Bizim devlet geleneğimiz binlerce yıllık bir tecrübenin ürünüdür”

Orhun Yazıtları'nda milletin ve devletin bekasını önceleyen anlayıştan, Bilge Kağan'ın milletine karşı taşıdığı sorumluluk bilincine; Karahanlılardan Büyük Selçuklu'ya, Anadolu Selçuklu Devleti'nden Osmanlı'ya uzanan tarihimiz, Türk milletinin devlet kurma, devlet yaşatma ve zor zamanlarda yeniden ayağa kalkma kabiliyetinin en güçlü göstergesidir.

Malazgirt'te Anadolu'nun kapılarını açan irade, Söğüt'te yeni bir devletin temellerini atan irade, İstanbul'un fethiyle çağ değiştiren irade, Çanakkale'de vatanı savunan irade ve Millî Mücadele'de işgale karşı ayağa kalkan irade aynı tarihi şuurun farklı dönemlerdeki tezahürleridir.

Bu bakımdan Cumhuriyet, tarihimizden bir kopuş değil; binlerce yıllık devlet geleneğimizin, milletimizin bağımsızlık karakterinin ve egemenlik anlayışının modern çağdaki güçlü tezahürüdür.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Mücadele kadrosu, milletimizin tarihinin en ağır şartlarından birinde büyük bir sorumluluk üstlenmiş; işgal altındaki vatan topraklarını yeniden bağımsızlığına kavuşturmuş ve bu büyük mücadeleyi Cumhuriyet'le taçlandırmıştır.

Bugün Cumhuriyetimizi anlamak, yalnızca 1923'ü hatırlamak değil; o gün ortaya konulan bağımsızlık, egemenlik, kalkınma ve çağın gereklerinin üzerine çıkma iradesini geleceğe taşımaktır.

“Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılı, stratejik bağımsızlığımızı güçlendirme dönemidir”

Cumhuriyetimizin ilk yüzyılı, yokluklar ve ağır imkânsızlıklar içerisinden güçlü bir devlet inşa etme mücadelesiydi.

Bugün ise elimizde çok daha güçlü imkanlara sahip bir Türkiye var.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında görevimiz; sahip olduğumuz devlet tecrübesini, insan kaynağını, üretim gücünü ve teknolojik kapasiteyi çok daha ileri taşımaktır.

Bunun en önemli göstergelerinden biri savunma sanayiimizdir.

Türkiye, geçmişte kendi savunma ihtiyaçlarının önemli bölümünde dışa bağımlı olduğu dönemlerden bugün kendi savaş gemisini, insansız hava araçlarını, helikopterlerini, hava savunma sistemlerini, zırhlı araçlarını ve savaş uçağını geliştiren bir ülke konumuna gelmiştir.

Bu dönüşümün arkasında yalnızca teknolojik bir başarı değil, çok önemli bir devlet tecrübesi bulunmaktadır.

1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında karşı karşıya kalınan ambargolar, Türkiye'ye çok açık bir gerçeği göstermiştir: Bir devletin güvenliğini ve savunmasını başkalarının tercihine, iznine veya siyasi kararlarına bırakamazsınız.

Nitekim bu dönemde ortaya konulan millî tepki, ASELSAN, HAVELSAN ve ASPİLSAN gibi kuruluşların da içinde bulunduğu savunma sanayii altyapısının oluşmasına önemli katkı sağlamıştır.

Geçmişte yaşanan bu tecrübelerin üzerine, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü liderliği, kararlı siyasi iradesi ve ortaya koyduğu millî teknoloji vizyonu da eklendiğinde, Türkiye'nin savunma sanayiinde ulaştığı seviyeyi çok daha ileri bir noktaya taşımıştır. Türkiye'nin kendi ihtiyaçlarını karşılayan değil, artık dost ve müttefik ülkelerin ihtiyaçlarına da cevap verebilen, geliştirdiği sistemleri ihraç edebilen bir ülke konumuna yükselmesinde bu kararlı iradenin önemli bir payı vardır.

Bugün geldiğimiz noktada geçmişte bize savunma ürünleri konusunda kısıtlamalar uygulayan veya tedarik konusunda önümüze engeller çıkaran ülkelerin dahi Türkiye'nin geliştirdiği savunma teknolojileriyle iş birliği yapmak istemesi, alınan mesafenin en somut göstergelerinden biridir.

Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatının 2025 yılında ilk kez 10 milyar doların üzerine çıkması da bu dönüşümün ekonomik ve teknolojik boyutunu ortaya koymaktadır.

Mesele artık Türkiye'nin hangi ülkeden ne satın alacağı değildir. Mesele, Türkiye'nin hangi teknolojiyi geliştireceği, hangi sistemi üreteceği ve sahip olduğu bu kabiliyetleri hangi ülkeyle paylaşacağıdır.

Bu, stratejik bağımsızlığın ne anlama geldiğini gösteren çok önemli bir değişimdir.

“Bağımsızlık, yalnızca sınırlarımızı korumak değil; kendi geleceğimizi tayin edebilmektir”

Bugün dünyanın güç dengeleri yeniden şekilleniyor.

Yakın coğrafyamızda savaşlar, terör tehditleri ve istikrarsızlıklar devam ederken; ekonomik rekabetin, teknolojik üstünlüğün ve enerji güvenliğinin ülkelerin geleceğinde belirleyici olduğu yeni bir dönemden geçiyoruz.

Böylesi bir ortamda millî bağımsızlık kavramını yalnızca askerî anlamda değerlendiremeyiz.

Enerjide, savunmada, teknolojide, sanayide, gıdada, finansta ve kritik altyapılarda kendi kapasitemizi geliştirmek zorundayız.

Çünkü gerçek bağımsızlık; gerektiğinde kendi kararını verebilen, kendi ihtiyacını üretebilen ve kendi geleceğini kendi iradesiyle şekillendirebilen bir devlet olmaktır.

Türkiye'nin bugün savunma sanayiinde ulaştığı nokta bu anlayışın en güçlü örneklerinden biridir. Bundan sonraki hedefimiz, aynı iradeyi yüksek teknolojiye, yapay zekâya, enerjiye, uzay çalışmalarına, bilimsel araştırmalara ve yüksek katma değerli üretime taşımaktır.

“Türkiye Yüzyılı, Cumhuriyetimizin birikimini geleceğe taşıma iradesidir”

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ortaya konulan Türkiye Yüzyılı vizyonunu, Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında sahip olduğumuz birikimi daha ileriye taşıma hedefinin ifadesi olarak görüyoruz.

Nitekim Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz yıl 29 Ekim mesajında da Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında Türkiye'nin savunma sanayii, ekonomi, teknoloji, diplomasi ve kalkınma alanlarında daha ileri hedeflere yürüdüğünü vurgulamıştı.

Bizim hedefimiz; güçlü ekonomisi, yüksek teknoloji kapasitesi, caydırıcı savunma gücü, nitelikli insan kaynağı ve etkin diplomasisiyle bölgesinde istikrar unsuru, dünyada itibarlı ve sözü dinlenen bir Türkiye'yi gelecek nesillere bırakmaktır.

Cumhuriyetimizin kuruluşunda ortaya konulan “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma” hedefini bugün daha geniş bir anlamla ele almak zorundayız.

Artık mesele yalnızca gelişmiş ülkelerin seviyesine ulaşmak değil; bilimde, teknolojide, sanayide ve savunmada dünyanın öncü ülkeleri arasında yer almaktır.

“Milletimizin birliği ve devletimizin bekası vazgeçilmezdir”

Türk milletinin tarih boyunca en büyük gücü, zor zamanlarda ortak bir irade etrafında kenetlenebilmesi olmuştur.Bugün de aynı sorumlulukla hareket etmeliyiz.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası, vatanımızın bütünlüğü ve milletimizin huzuru konusunda hiçbir tereddüde yer yoktur.

Terörün her türüne karşı kararlı mücadelemizi sürdürürken, Terörsüz Türkiye ve bölge hedefini de ülkemizin güvenliğini, kardeşliğini ve geleceğini güçlendirecek tarihî bir fırsat olarak görüyoruz.

Milletimizin enerjisini çatışmalara değil; üretime, kalkınmaya, bilime, teknolojiye ve geleceğe yönlendirmeliyiz.

Çünkü güçlü devlet yalnızca güçlü ordusuyla değil; güçlü ekonomisi, güçlü kurumları, yetişmiş insan kaynağı, bilim ve teknoloji kapasitesi ve toplumsal dayanışmasıyla güçlüdür.

“Ecdadımızdan aldığımız emaneti geleceğe taşıyacağız”

Türk milletinin tarihi bize yalnızca büyük zaferleri değil, büyük sorumlulukları da hatırlatmaktadır.

Bilge Kağan'dan Alparslan'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya, Çanakkale'den Millî Mücadele'ye uzanan tarihimizde değişmeyen bir hakikat vardır:Millet varsa devlet vardır; devlet varsa istiklal vardır; istiklal varsa gelecek vardır.

Bizlere düşen görev, ecdadımızdan devraldığımız bu büyük devlet mirasını korumak ve gelecek nesillere daha güçlü biçimde aktarmaktır.

“Gençlerimize güveniyoruz; Cumhuriyetin geleceği sizin ellerinizde”
Burada özellikle gençlerimize seslenmek istiyorum.

Bugünün dünyasında insanın önüne her gün binlerce haber, görüntü, yorum ve kanaat bırakılıyor. Bazen kendi ülkenize, kendi geleceğinize ve hatta kendi gücünüze dair umutsuzluğa kapılmanıza yol açan bir akışın içerisinde kalabiliyorsunuz.

Sizlerden ricam, umutsuzluğu bir kader gibi önünüze koyan bu akışa teslim olmayın.

Dünyayı okuyun. Türkiye'nin nereden nereye geldiğini iyi okuyun. Eksiklerimizi elbette görün, yanlışlarımızı elbette sorgulayın; fakat bunu yaparken bu ülkenin sahip olduğu imkânları, yetişmiş insan gücünü, girişimcilerini, bilim insanlarını, mühendislerini, gençlerini ve ortaya koyduğu büyük dönüşümü de görün.

Dünyadaki hiçbir ülkenin kusursuz olmadığını, hiçbir toplumun bütün sorunlarını bir anda çözmediğini bilin. Avrupa'yı veya Amerika'yı yalnızca vitrinden ibaret gösteren, oradaki hayatın ve mevcut şartların bütün gerçekliğini görmezden gelen anlatıların da sizi kendi ülkenize karşı haksız bir umutsuzluğa sürüklemesine izin vermeyin.

Başka ülkelerin başarılarını örnek almak başka şeydir; kendi ülkenizin değerini küçümsemek başka şeydir.Bizim hedefimiz dünyaya sırtımızı dönmek değil; dünyayla yarışacak, gerektiğinde dünyaya yön verecek bir Türkiye inşa etmektir.

Sizler, bu ülkenin yalnızca geleceği değil, bugününden de sorumlu olan nesilsiniz.

Cumhuriyetimizi kuranların sahip olduğu cesaret, mücadele azmi ve bağımsızlık ruhu bugün de sizin damarlarınızda yaşamaktadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ifade ettiği o güçlü inancın gereği olarak, damarlarınızdaki asil kanda mevcut olan kudretin farkına varın.

Ve şunu hiçbir zaman unutmayın:

Hangi siyasi görüşten, hangi partiden, hangi düşünceden olursanız olun; bu ülkeye ve bu millete faydalı olmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Sizler bu ülkenin önünde duran meseleleri çözebilecek, bilimde ve teknolojide yeni kapılar açabilecek, Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesinin de üzerine çıkarabilecek güce sahipsiniz.

Yeter ki kendinize inanın.

Yeter ki Türkiye'nin geleceğine inanın.

Çünkü Cumhuriyet, 103 yıl önce yalnızca bizlere bir devlet bırakmadı; geleceği inşa etme sorumluluğunu da sizlere emanet etti.

Bu duygu ve düşüncelerle Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını, Millî Mücadele'nin bütün kahramanlarını ve bu toprakları vatan kılan aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor; gazilerimize şükranlarımı sunuyorum.

Aziz milletimizin ve dünyanın dört bir yanında yaşayan vatandaşlarımızın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum.

Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.

Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar olsun.

Günün Diğer Haberleri