Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı (TÜRKSOY), Türk dili konuşan halklar arasında kardeşliği güçlendirerek, ortak mirası koruyup gelecek nesillere aktarmak ve bu kültürü dünya çapında tanıtmak amacıyla 12 Temmuz 1993’te Kazakistan Almatı’da kuruldu. Türk Dünyası'nın UNESCO’su olan TÜRKSOY; Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkiye ve Türkmenistan üye ülkeleri ile Altay, Başkurdistan, Hakas, Saha (Yakut), Tataristan, Tıva (RF) Cumhuriyetleri, Gagavuz Yeri (Moldova) ve KKTC gözlemci üyelerden oluşuyor. 2012’de başlayan Türk Dünyası Kültür Başkenti uygulamasına Türkiye’de 2013 yılında Eskişehir, 2018 yılında Kastamonu ve 2022 yılında Bursa başkentlik yaptı. 2027’de Türk Dünyası Kültür Başkenti Kayseri oldu.
Kültür Başkentliği Kararı: Kayseri’ye Uluslararası Tescil
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç öncülüğünde hazırlanan adaylık süreci sonucunda TÜRKSOY tarafından Kayseri’nin 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edilmesi, bu kadim mirasın uluslararası düzeyde tescili oldu.
Kayseri, uzun süredir sürdürülen hazırlıkların ardından Türk dünyasının en prestijli kültürel ünvanlarından birine layık görüldü. 2025 yılında hazırlanan kapsamlı adaylık dosyasının değerlendirilmesi sonucunda, 27-28 Kasım’da Kazakistan’ın Aktau kentinde gerçekleştirilen toplantıda şehrin 2027 yılı için seçilmesi kararlaştırıldı. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin hazırladığı dosyada; kentin tarihi mirası, turizm rotaları, kültürel etkinlik kapasitesi ve Türk dünyasıyla olan bağları detaylı şekilde ortaya kondu.
Kültür Yolu Deneyimi, 2027’nin Habercisi Oldu
Kayseri’nin ilk kez dâhil olduğu Kültür Yolu Festivali, kentin organizasyon gücünü ortaya koydu. 600 binden fazla katılımın sağlandığı etkinlikler, konserden tiyatroya, sergiden söyleşilere kadar geniş bir yelpazede gerçekleşti. Bu deneyim, 2027 hedefleri için önemli bir altyapı oluştururken, 2026 yılında düzenlenecek yeni festivalin daha geniş kapsamlı olması bekleniyor.
Anadolu’daki İlk Türk İzleri: Hunlar, Sabarlar ve İslam Akınları
Kayseri’nin Türk tarihi açısından önemi, Selçuklu döneminin çok daha öncesine uzanıyor. 4. yüzyılda başlayan Hun akınları, Anadolu’daki ilk Türk varlığının izlerini oluşturdu. 378 yılında yaşanan Kavimler Göçü sürecinde Avrupa Hunları’nın batıya doğru ilerleyişi, Anadolu’nun da bu hareketlilikten etkilenmesine neden oldu. Kafkaslar üzerinden ilerleyen Hun birliklerinin Erzurum’dan başlayarak Malatya, Çukurova, Urfa ve Antakya hattına kadar ulaştığı, hatta Kudüs’e kadar uzanan akınlar gerçekleştirdiği tarihî kayıtlarda yer aldı. Bu akınların ardından 398 yılında ikinci bir Hun dalgası daha Anadolu’ya yönelirken, Bizans İmparatorluğu bu baskılar karşısında zor durumda kaldı.
Hunların ardından 515-516 yıllarında Sabir (Sabar) Türkleri Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya girerek Kayseri, Konya ve Ankara çevresine kadar ilerledi. Bu akınlar, Bizans hâkimiyetine ciddi darbe vururken Türklerin bölgedeki varlığını daha görünür hale getirdi. 8.yüzyıldan itibaren ise Müslüman Türkler aracılığıyla Anadolu’daki Türk varlığı daha sistemli bir nitelik kazandı. Abbasi Halifesi Mehdi döneminde başlayan yerleştirme politikaları ve sonrasında Harun Reşid ve diğer halifeler döneminde Türk komutanların Bizans sınırlarında aktif rol üstlenmesiyle birlikte, Anadolu’daki Bizans savunması büyük ölçüde yıpratıldı.
Tüm bu süreç, 1071’deki Malazgirt Meydan Muharebesi sonrasında Selçukluların Anadolu’da hızla hâkimiyet kurmasını kolaylaştırdı ve Kayseri kısa sürede bir Türk-İslam şehri kimliği kazandı.
Taşlardaki Kimlik: Oğuz Boylarının Tamgaları
Öte yandan, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü kapsamlı araştırmalar ve saha çalışmalarıyla Selçuklu yapılarında tespit edilen Oğuz boylarına ait tamgalar ve Türk izleri, kentin kültürel hafızasını gün yüzüne çıkarıyor.
Kayseri’yi Türk dünyası açısından ayrıcalıklı kılan en önemli unsurlardan biri, Selçuklu dönemi yapılarında açıkça görülen Oğuz boylarına ait tamgalar dikkat çekiyor. Bu tamgalar, yalnızca birer süsleme değil; Türklerin Anadolu’daki varlığını belgeleyen somut kültürel işaretler olarak öne çıkıyor.
Kayseri’de tamga tespit edilen başlıca yapılar şu şekilde yer alıyor:
“Selçuklu Uygarlığı ve Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi’nde, Dodurga boyu tamgası, Salur boyu tamgası, Afşar boyu tamgası ve Karaevli boyu tamgası. Hunat Hatun Camii’nde Eymür boyu tamgası, Salur boyu tamgası. Battal Gazi Camii’nde Dodurga boyu tamgası, Eymür boyu tamgası, Karaevli boyu tamgası, Kayı boyu tamgası. Sahabiye Medresesi’nde Dodurga boyu tamgası. Köşk Medrese’de Dodurga boyu tamgası. Yoğunburç’ta Dodurga boyu tamgası. Çifte Kümbet’te Dodurga boyu tamgası. Hacı Kılıç Camii’nde Salur boyu tamgası, Afşar boyu tamgası, Karaevli boyu tamgası. Seracettin Medresesi’nde Salur boyu tamgası, Afşar boyu tamgası. Dörtayak Türbesi’nde Karaevli boyu tamgası. Suvermez Kervansarayı’nda ise Salur boyu tamgası, Çepni boyu tamgası ve Kayı boyu tamgası.”
Battal Gazi Camii’nde Türk İzleri: Asırlık Tamgalar Gün Yüzüne Çıkıyor
Kayseri Büyükşehir Belediyesi, kentteki Türk varlığına ilişkin en somut izlerin başında Battal Gazi Camii’nin geldiğini ortaya koyuyor. Yapı, hem Anadolu’daki erken dönem Türk hareketlerine ışık tutması hem de barındırdığı tamgalarla dikkat çekiyor.
Kayseri Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi Turizm ve Tanıtımı Daire Başkanlığı Turizm Şube Müdürü Fehmi Gündüz, Battal Gazi Camii’nde yaptığı açıklamada Anadolu’daki Türk varlığının milattan sonra 4. yüzyıla kadar uzandığını belirterek, Hun akınlarının Urfa’dan Kudüs’e kadar geniş bir coğrafyada etkili olduğunu ifade etti. Kayseri özelinde ise ilk Türk akınlarının 515-516 yıllarında Sabir Türkleri tarafından gerçekleştirildiğini, Bizans kaynaklarında bu karşılaşmaların açıkça yer aldığını dile getirdi.
Gündüz, İslam ordularının Anadolu’daki ilerleyişiyle birlikte Türk komutanların etkin rol üstlendiğini, Seyyid Battal Gazi’nin de bu süreçte önemli bir figür olduğunu belirtti. Battal Gazi’nin Kayseri ile bağlantısına dikkat çeken Gündüz, caminin tarihsel kökeninin bu döneme dayandığını ifade etti.
Türklerin 1070’li yıllardan itibaren Anadolu’ya kalıcı olarak yerleşmesiyle birlikte yapının Danişmendliler döneminde onarıldığını belirten Gündüz, cami üzerinde yapılan incelemelerde Göktürk yazısını andıran işaretler ile Eymür, Salur, Kayı ve Dodurga boylarına ait tamgaların açıkça görüldüğünü vurguladı.
Gündüz, tüm bu bulguların Kayseri’nin yalnızca Selçuklu sonrası değil, çok daha erken dönemlerden itibaren Türk tarihi açısından önemli bir merkez olduğunu ortaya koyduğunu vurgulayarak, şehrin 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti ünvanını tarihsel derinliğiyle güçlü şekilde hak ettiğini dile getirdi.
Darül Feth’ten Kültür Başkentliğine
Selçuklu döneminde “Darül Feth” ve “Makarr-ı Ulema” olarak anılan Kayseri, yüzyıllar boyunca ilim, ticaret ve kültür merkezi olmayı sürdürdü. Bugün sahip olduğu tarihsel birikim, kültürel miras ve uluslararası organizasyon kapasitesiyle Kayseri, Büyükşehir Belediyesi’nin öncülüğünde TÜRKSOY 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti unvanını sadece taşımakla kalmayıp, bu unvanın içini dolduracak şehirlerin başında geliyor.